Hakkımda

İnsanın kendinden bahsetmesi zor şey aslında. Bir afallarsınız ya size “bana biraz kendinden bahset” dendiğinde.

cropped-20150827_122704.jpg

Öncelikle, seyahate çok merakım yoktu 5 yıl öncesine kadar. “Bu yaz kesin interrail yapçaz olooom”culardandım hep (ama yapmıyordum). Sonra bir şekilde başladım, hakikatten söylendiği gibi bu resmen bağımlılık yaratan bir olay. Daha dönüş yolunda bir sonrakini planlıyorsunuz.

Planlı olmaya ne kadar meraklı olsam da anı yaşamayı da seyahatlerimde öğrendim. Bir dağın tepesine ya da yüksek bir kayaya çıktığımda, buz gibi bir göle girdiğimde ya da dev okyanus dalgalarından kaçarken “vay be, buraya geldim ve şu an bunu yapıyorum” diyebilmek paha biçilemez bir duygu. Ya da birileriyle tanışıp 3-4 güne 1 senelik arkadaşlığa yaraşır anılar sığdırmak da öyle. Tabi yine de panik olmaya meyilli insanın seyahatteki hali de bir başka oluyor. Bir keresinde dönüş yolunda havaalanına yetişmek için taksiye 60 euro bayılmama rağmen uçağı kaçırınca öyle bağırmıştım ki insanlar bomba patlatacağımı düşünmüş olabilir.

Bu da Patoş, 3 yaşında. Daha yeni kısırlaştırdım, zorlu bir süreç. O da benim gibi kafese tıkılmayı kontrol edilmeyi sevmiyor. Veterinere götürmek için kafese sokulacaksa minimum 3 kişi lazım.

20160204_113539

Onun dışında, İstanbul denen zehirli sarmaşıkta stresli bir hayatım var, o kadarını söyleyebilirim. Öğrencilik hayatı yoruyor tabi bir noktada. Hırs yapıp günde 600 soru çözdüğüm ve 5. olduğum OKS sınavından Robert Koleji’ne, oradan da bir şekilde Koç Üniversitesi’ne geçtim. İki bölüm okudum. Kalın kalın kitaplarla girilen 6 saatlik sınavlar, gecelerce süren projeler, ne olduğunu anlamadan ezberlenen formüller derken o da bitti.

Amerika’ya doktoraya gideceğim/gidecektim. Biyolojiyle değişik bir aşk-nefret ilişkim var diyebilirim. Proteinlerin yapısını, kanser oluşumundaki rollerini falan çalışmak istiyorum, ilaç sektörünün Ar-Ge aşamasına baya ilgi duyuyorum. Herkese çıkan Amerika Vizesi bir bana çıkmadı, başvurumu geri çektim, yeniden başvuracağım. O yüzden gidişim belirsiz… Dolayısıyla birdenbire boşalan yolların ortasındayım bu aralar.

Etrafımdaki çoğu insan Ivy League okullarına ya da üst seviyede işlere girerken şüphesiz ki iç sesim bana aynılarını yapmam gerektiği konusunda baskı yapıyor. Halbuki bazen bilemiyorum, nedir bu kendini karşılaştırma durumu, bu çoğunluğa uyma zorunluluğu. İnsan burnunun ucundan başlayıp tüm dünyaya yayılan güzellikleri göremeden ölüp gidiyor.

Şimdi diyorum ki, belki hemen doktoraya gitmemem iyi olmuştur. Belki de kendimde ve etrafımda keşfetmemi bekleyen şeyler vardır ve onlara daha çok zaman ayırabileceğimdir. Tam bir arayış ve sorgulama dönemi.

Peki bu blog nasıl oluştu? Yazmayı çok sevdiğim için oluştu. Seyahatlerimde cep telefonuma küçük küçük notlar almayı severim. Sonra dedim ki ben neden bunları yazıya dökmeyeyim, neden insanlara ilham olmayayım bir şekilde? Sonrası malum.

Bugüne kadar 17 ülke gezdim, bir ülkeyi başkentine bakıp çıkmak yerine vaktim yettiğince çok şehrine giderek tanımaya çalıştım. Gerçi sayılara takılmak istemiyorum ama belirtmiş olmak için belirteyim.

Umarım siz de bugüne kadar yazdığım ve bundan sonra yazacağım seyahat yazılarını severek okur ve hayatınızda seyahat etmeye daha çok yer açacak isteğe sahip olursunuz!

Haydi sağlıcakla.