Bir Üniversite Şehri: Heidelberg

ŞÖYLE BİR GENEL

Münih’ten 5 saatlik bir otobüs yolculuğu ile öğlen 12 civarında Heidelberg’e varıyoruz. Hava kapalı, hafif yağmur çiseliyor. Couchsurfing host’umuz Maarten’a ulaşmak için wifi bulmaya çabalıyorum ama olmayınca mecburen mobil açmak zorunda kalıyorum. İlerleyen günlerde mobil aça aça faturamın 200 tlyi aşkın geleceğini kim tahmin edebilirdi ki?

Neyse ki son anda iki katım uzunluğundaki hostumuz Maarten bizi buluyor. Adam şakır şakır Türkçe konuşuyor, biz ŞOK.

Kısa süre sonra toplu taşıma kullanarak şehre ulaşıyoruz. Burası kahverengi bir şehir. Binalar kahvenin açık ve koyu tonlarında.

20150816_135342[1]

Almanya’daki pek çok şehir İkinci Dünya Savaşı’nda ağır bombardıman altında kalarak harabeye dönmüş. Heidelberg’de ise durum böyle değil. Bunda Amerika’nın burayı bir askeri üs olarak kullanmak istemesinin de payı olduğu söyleniyor. Bir de çevrede Mannheim gibi daha stratejik noktalar varken adamlar burayla çok da uğraşmak istememiş olsa gerek.

Dolayısıyla yapımı Orta Çağ’a ve hatta daha da eskiye uzanan binaların çoğu bozulmadan günümüze kadar gelebilmiş, olduğu gibi duruyorlar.

20150816_134946[1]

Hele bir de bir Heidelberg Üniversitesi var ki, Amerika ve Kanada’da yüksek lisans programı araştırmalarımdan arta kalan zamanlarda hayalimi süslüyor kendisi. 1386 yılında kurulan bu üniversite Almanya’nın en eski üniversitesi, Avrupa’nın da en köklü üniversitelerinden biri. Önemli devlet adamları, onlarca yazar, şair ve filozofun yolu öyle ya da böyle buradan geçmiş. Şehrin dört bir yanında irili ufaklı kampüslerine rastlamak mümkün.

Nüfusunun büyük çoğunluğunu artık üniversite öğrencilerinin oluşturduğu bu sevimli şehri gezmek için belki bir iki gün yeter, ama şehrin huzur verici kokusuna doyum olmuyor kaç gün kalsanız da.

ULAŞIM

Heidelberg’e Almanya’nın pek çok şehrinden trenle ulaşmanız mümkün, ancak trenler çok da ucuz denemez. Münih yazımda da bahsettiğim gibi fiyatlar 30 euro’dan başlıyor (yaz sezonu için).

Bunun yerine otobüs kullanmak daha akıllıca bir tercih olabilir. Flixbus, Meinbus gibi firmaları kullanarak 15 euro civarında fiyatlarla konforlu bir şekilde ulaşımınızı sağlayabilirsiniz. Bize denk gelen çift katlı otobüsteki muavin biz uyuduğumuzda üstümüzü örtecek şirinlikteydi mesela. Bunu trende bulabilir misiniz?

GİTTİĞİMDE HAVA NASILDI?

Münih’teki seyahatimizde başlayan kapalı hava dalgası burada da devam ediyordu. Hatta hafiften yağmur çiselemeye başlamıştı.

Kimi zaman İngilizce, kimi zaman Türkçe, kimi zaman Türkilizce (Plaza Türkçesi) konuşan Couchsurfer’ımız Maarten’in dediğine göre bu sene yılın hemen her günü hava açıkmış da bizim geldiğimiz gün böyle kapanmış. Neyse, aslında yemyeşil tepelerin üzerini kaplayan bulutlar bize bir Karadeniz köyündeymişiz hissi vermişti.

20150816_151701[1]

Tabi havanın kapalı olması şehrin havasını ve insanların modunu çok fazla etkiliyor olacak ki yer yer kendimi depresif hissettim burada.

Şehrin ortasından geçen Neckar Nehri geçmişte pek çok kez taşmış ve sel baskınlarına neden olmuş. Nehir kıyısındaki bir binaya geçmişteki sel baskınlarında suyun yükseldiği seviyeleri işaretlemişler. İşaretlerden en yükseği baya yüksekteydi, sanırsın tsunami.

Çizgilerin yanlarında sel baskınının tarihi de yazıyor.
Çizgilerin yanlarında sel baskınının tarihi de yazıyor.

 

ULAŞIM (ŞEHİR İÇİ)

Otobüs istasyonundan tramwayla şehir merkezine varmak maksimum on dakika sürüyor.

Sonrasında da zaten gitmek isteyebileceğiniz her yere yürüyerek çok rahat gidebilirsiniz.

Bu nedenle günlük ulaşım kartına boşuna para vermeyiniz.

GEZİLECEK YERLER:

Heidelberg’de gezilecek yerler zaten çok küçük bir alanda toplandığı için gezmeniz çok kolay oluyor. Bunun yanında nehir kenarında uzuuun yürüyüşler yapıp özellikle de ünlü Filozoflar Yolu üzerindeki banklarda oturarak şehre bir de tepeden bakmanız şiddetle tavsiye edilir.

Schloss Heidelberg:

Şehrin 300 metre yükseğindeki bir tepeye 1300’lü yıllarda kurulan Heidelberg Kalesi, Kutsal Roma İmparatorluğu’nun başına geçecekleri seçen, prince-elector olarak adlandırılan prenslere ev sahipliği yapmış. Tarih boyunca gerek Fransızlarla yapılan savaşlar, gerekse yıldırım düşmesi gibi etkenler buranın büyük hasar almasına yol açmış.

Kalenin uzaktan görünüşü
Kalenin uzaktan görünüşü

 

20150816_151932[1]

Kalenin harabelerini gezerken gözünüze çarpacak en önemli şey dünyanın en büyük şarap fıçısı olduğu iddia edilen dev bir fıçı. Rivayete göre yapımında 130 adet meşe ağacının gövdesi kullanılmış. Yerel halkın ürettiği şarap bu fıçının içinde toplatılıyormuş.

20150816_164346[1]

Seçmen prenslerden Karl Ludwig Kontes Palatine ile yapacağı evliliği müjdelemek için verdiği ziyafette bu fıçının içine bir orkestra sığdırmış sürprizli olsun diye (O_O).

Kalenin içinde bir de Pharmacy Museum var. Tam benim ilgi alanım diye içine dalıverdim. Müzede bilinen en eski ve ilkel şifalı otlardan günümüze kadar ilaç üretiminin tarihçesi. Alman ilaç firması Bayer’in eski reklamları ve ilk ürünleri oldukça ilgi çekiciydi.

20150816_155644[1]

Heiliggeistkirche:

İngilizcesi Church of the Holy Spirit olan bu kilise şehrin en büyük kilisesi. İnşasına 14. yüzyılda başlanmış. Dokuz Yıl Savaşları döneminde Fransızlar bu kiliseyi ateşe vermişler, kilise büyük hasar almış.

20150816_174844[1]

Kilisenin tepesine çıkmak biraz baş döndürücü oluyor, ama şehrin dört bir yanını güzelce görebiliyorsunuz.

Aaa, bir de kilisenin duvarlarındaki onlarca yazıyı incelerken ne bulduk bakın <3

 

20150816_180529[1]

Studentenkarzer

Heildelberg Üniversitesi’ne ait olan öğrenci hapishanesinin amacı taşkınlık yapan öğrencileri dize getirmek. 1778-1914  yılları arasında faaliyet göstermiş. Okul içerisinde ya da çevresinde çeşitli disiplin suçları işleyen öğrenciler (kopya, taşkınlık, kavga vs) maksimum 1 ay süreyle buraya kapatılıyormuş.

20150816_173520[1]

Öğrencilerin bu süre zarfında derslere katılma hakları hala var, ancak dersleri bittiği anda hücrelerine geri dönmeleri gerekiyor.İlk birkaç gün öğrencilere sadece ekmek ve su getiriliyor, ancak daha sonra istediklerini yiyip içebilme hakkı veriliyormuş.

Uzun lafın kısası Heidelberg Üniversitesi öğrencileri arasında bu hapishaneye en az bir kere girmenin derdi varmış, bu şekilde arkadaşlarına hava atıp sidik yarıştırdıkları söylenebilir.

Duvarlar tamamen yazı ve resimlerle kaplı, bunları mutlaka inceleyin.

Alte Brucke

Prens Karl Theodor tarafından 18. yüzyılda inşa edilen bu taş köprü şehrin iki yakasını birbirine bağlıyor. Daha öncesinde ise bu köprünün yerinde tahta köprüler varmış ancak sel ya da savaş gibi nedenlerle sürekli yıkılmaktalarmış.

20150816_134204[1]

Köprüye dair en ilgi çekici şey köprünün girişindeki maymun heykeli. Bu heykelin köprüden çok daha önce, 15. yüzyılda da orada yer aldığı biliniyor. Bu heykele yaklaştığınızda elinde bir ayna tuttuğunu göreceksiniz. Rivayete göre bu maymun heykelinin yapılış amacı, köprüden geçen herkesin kafasını maymunun kafasındaki boşluğun içine sokup aynaya bakıp diğerlerinden üstün olmadığını fark etmesiymiş.

20150816_134544[1]

Philisophenweg

Üniversite’de okuyan biz gençlerin çoğu derslerden bunalınca “kendimi yollara vurayım, uzun bir yürüyüş yapayım” derdindedir. Heidelberg Üniversitesi’nin profesörlerinin ve öğrencilerinin, özellikle de felsefe eğitimi görenler, tek yapması gereken Alte Brücke’den karşıya geçmekmiş. On dakika sonra bütün şehri ayaklarının altına seren muhteşem bir yürüyüş yolu üzerinde yürümeleri mümkün oluyormuş. Sonuç olarak da buraya “Filozoflar yolu” denmiş.

20150816_185340[1]

20150816_185415[1]

Filozoflar Yolu’nda devamlı yürüyen önemli kişiler arasında şiirlerini buranın manzarasından ilham alarak yazan ünlü şairler Eichendorf ve Hoelderlin de yer alıyor.

Filozoflar yolu üzerinde yaşayan özel bitki ve hayvan türlerine dair açıklamalar
Filozoflar yolu üzerinde yaşayan özel bitki ve hayvan türlerine dair açıklamalar

 

YEME İÇME

Rana Raja:

Adından anlaşılma ihtimali olabileceği gibi burası bir Hint Restoranı. Couchsurfer’ımız Maarten’ın bizi öğle yemeğine götürdüğü bu mekan hem ucuz hem de lezzetli Hint yemekleriyle gönlümüzü kazandı.

3 euroya bir tabak dolusu tavuklu pilav, sebzeli pilav ve etli pilav yiyebiliyorsunuz. Üzerlerine de istediğiniz baharatlardan ve baharatlı soslardan koydurabiliyorsunuz. Çok acı sevmeyenler için de uygun soslar mevcut.

Palmbrau Gasse:

Büyük bir alana kurulmuş olan bu bar-restoran loş ışıkları, müzikleri, yemekleri ve tabi ki ana yemeklerin yanına gelen patates salataları ile gönlümüzü fethetti adeta.

Ana yemek ve biralarla birlikte kişi başı 13-15 euro tutuyor aşağı yukarı.

KONAKLAMA

Couchsurfing kullanarak konaklamayı sağladığımız Heidelberg’de Maarten Wiersma adında bir yüksek-lisans öğrencisinin yanında kaldık. Daha doğrusu onun yurt odasında kaldık. Yazın dersler olmadığı için öğrenciler şehri boşaltmış, bu nedenle yurtlar bomboş.

Maarten Türkçe’yi baya iyi biliyor, bir kaç kere de İstanbul’a gelmiş. Bir şekilde iş bulup önümüzdeki sene İstanbul’a taşınmayı planladığını da söyledi.

Kendisine bu huzurlu şehirde yaşamanın nasıl bir duygu olduğunu sorduk. Aslen Hollandalı olan Maarten Heidelberg’de tam 7 yıl yaşamış. Ve inanmazsınız belki, ama artık nefret etmiş. Nedenini sorduğumuzda şehrin fazla sakin olduğunu ve bir yerden sonra artık sıktığını söyledi. Büyük ve kaotik bir şehirde yaşamaya özlem duyuyormuş. Tabi anlattığı şeyden kaçıp da gelmiş bizler onunla empati kurmakta biraz zorlandık, ama düşününce hak verebiliyorum sanırım. Bir iki yıl yaşarsın ama sonrası bayar.

Maarten çılgın bir Kuzey Güney fanıymış. Ama asıl olay Yıldız Tilbe fanı olmasıydı. Tabi hiç durur muyuz, kendisine Yıldız Tilbe’mizin egzotik danslarını ve Behlül’ün çıldırma sahnesini izletmekten geri kalmadık.

Akşam da Palmbrau Gasse adlı restoranda yemek yedik, iki tane arkadaşı geldi. Bir tanesi sarışın, beyaz tenli ve renkli gözlü bir Brezilyalı (?!?!) diğeri de Almandı. Alın size bir Temel fıkrası. Neyse, bu iki adam karı-koca gibi sürekli atışıp birbirlerine muhalif oldular ve saatlerce “sanat toplum için mi yoksa sanat için mi olmalı” gibi konuları tartıştık. Kız arkadaşlarının gelme sözü verip sonradan ekmesi üzerine zavallı Maarten adeta Salvador Dali’nin meşhur tablosundaki erimiş saatlere döndü. Ama buna rağmen güzel bir gece geçirdiğimiz net. Couchsurfing ftw!

SONUÇ

Heidelberg geneline bakıldığına fazla gezilecek yeri olmayan küçük bir şehir gibi görünebilir, ancak bu sizi yanıltmasın. Avrupa’nın en köklü üniversitelerinden birinin hayata yön verdiği bu küçük üniversite şehrine mutlaka uğramalı ve kendinizi öğrencilerin arasına atmalısınız. Bu şekilde öğrencilerin buradaki hayatı hakkında bilgi sahibi olabilecek ve mutlu ya da mutsuz olmak için hepsinin kendince farklı sebepleri olduğunu göreceksiniz. Ama şu bir gerçek ki bu kadar yeşillik ve tarih kokan bir şehirde mutsuz olmak çok da kolay değil!

Bir dahaki yazıma kadar size bol gezmeli günler diliyorum!

 

 

 

2 thoughts on “Bir Üniversite Şehri: Heidelberg

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
16 × 3 =


*