MUNIH

ŞÖYLE BİR GENEL

Almanya’nın güneydoğusunda yer alan Bavyera bölgesinin başkentidir Münih, Almanya’nın da üçüncü büyük şehri olur kendisi. Bavyera krallarının yaşadığı saray, yazlık evler ve yine bazı Bavyera kralları tarafından yaptırılan şatolar da Münih ve çevresinde yer alır.

20150812_171614[1]

 

Her sene genç nesil olarak “Abi bu sene kesssin gidiyoruz” deyip asla gidemediğimiz Oktoberfest de aslında bu kral ve kraliçeler tarafından başlatılmış bir noktada. (Detaylar ilerleyen satırlarda). Ama Bavyeralılar’ın bira sevdası kesinlikle Oktoberfest’den ibaret değil. Gündüz gayet işinde gücünde olan teyzeler/amcalar akşamları bira evlerinde çıldırıyorlar. Belki de bu yüzden “Almanlar da çok kaba yaee” diye bir ön yargımız var. Ama bizim kabalık olarak nitelendirdiğimiz şey onların eğlence anlayışından başka bir şey değil aslında.

Almanya’nın hareketlilik ve huzuru en iyi harmanlayan şehirlerinden biri Münih. Bir tarafta hınca hınç dolu meşhur bira evleri, bir tarafta yüzölçümüyle dünyanın en büyük ve en güzel parklarından biri.

Dolayısıyla büyük bir şehir Münih. Kaldığımız 4 gün boyunca hep bir acele, hep bir koşuşturmaca içinde olduğumuzu ve belki de İstanbul’da birim zamanda kullandığımızdan daha fazla toplu taşıma kullandığımızı fark ettik. (Ulaşım detayları birazdan)

Artık detaylara geçme vakti o zaman.

ULAŞIM (MÜNİH’E)

Münih’e İstanbul’dan THY ve Pegasus gibi pek çok hava yolu şirketiyle ucuz denebilecek fiyatlara uçabilirsiniz. Tabi biletinizi vaktinde alırsanız.

Son dakikacılar için önerim de Sunexpress’in Dalaman-Münih uçuşlarını ya da bu tarz alternatifleri araştırmaları. Tabi 10 liraya Snickers, 30 liraya whopper menü gibi fiyatlarla Dalaman Havaalanı’nın size muhteşem bir İskandinavya deneyimi yaşatacağını da eklemeliyim.

Uçuş Biletimiz
Uçuş Biletimiz

 

Münih’e Almanya’nın başka şehirlerinden tren ya da otobüsle ulaşabilirsiniz. Trenlerle ilgili sıkıntı fiyatların biraz tuzlu olması (Gecenin en absürt saatinde bile 25-30 euro civarında). Otobüs fiyatları daha normal. Flixbus firmasını tavsiye ederim. Almanya’da gittiğimiz diğer şehirlerden bahsederken otobüslere daha çok değineceğim.

GİTTİĞİMDE HAVA NASILDI?

Sırf daha kuzeyde olduğu için Almanya’nın yazlarının bizden daha soğuk olduğunu düşünürdüm hep, cehalet işte.

Lakin, daha iki hafta öncesinden orada bulunan bir iki kişiden “esmiyor” uyarısını almıştım. Hatta 2003 yılından beri ilk kez sıcaklığın yer yer 40 dereceye ulaştığı söyleniyor.

Gittiğimde hakikatten SICAKTI. Ama öyle böyle değil. Zaten sıcaktan insanlar ne yapacağını şaşırmış, kendilerini şehrin simgelerinden biri olan Englischer Garten‘in içinden geçen nehrin serin sularına bırakmışlardı.

Ama şunu da söylemeliyim ki hava sıcak olduğu kadar değişken. Sıcağı ne kadar sıcaksa soğuğu da o kadar soğuk. Üç gün günlük güneşlik olan hava aniden bastıran yağmurla birlikte son derece serin, hatta akşamları soğuk olabiliyor. Dikkat etmek lazım.

ULAŞIM (ŞEHİR İÇİ)

Lafı uzatmadan söyleyeyim, Münih büyük bir şehir. Yani “Ben her yere yürürüm yaa” cıları zorlayacak kadar büyük. Dolayısıyla komplike bir ulaşım ağı var.

Yer altından geçen iki tipte metro hattı var: U-Bahn ve S-Bahn. Bunun yanında tramvay ve otobüs hatları mevcut.

İnanın bana, Münih’teki günlerinizi Marienplatz (Ana meydan) ve çevresinde geçirmek istemiyorsanız, önemli bir yere giderken iki hatta üç vasıta değiştirmeniz gerekecek.

Sonsuz şiddetle tavsiyem şudur ki; günlük kartlardan alın. Nedir bu günlük ulaşım kartları? Aldığınız andan itibaren sonraki gün sabah 6’ya kadar kullanabileceğiniz sihirli bir kart. 6.20 € değerindeki Inner District, şehrin merkezi kısımlarını dolaşmanızı sağlarken, 8.30 € değerindeki Munich XXL kartı da Dachau gibi çevre kentleri de dolaşma fırsatı verir size. Biletin kapsadığı bölgeye göre fiyat artış gösteriyor.

Eğer 2-5 kişilik bir grup olarak seyahat ediyorsanız çok çok daha hesaplı versiyonları da var bu kartın. Örneğin; Inner district bileti 14.80 € ve 2 kişi de olsanız 5 kişi de olsanız fiyat aynı!

Bunların 3 günlük versiyonları da var. Durumunuza göre bu fiyatları detaylı bir şekilde gözden geçirmenizi tavsiye ederim. http://www.mvv-muenchen.de/en/tickets-fares/tickets/day-tickets/group-day-ticket/index.html

GEZİLECEK YERLER:

Hem Münih’de hem de çevresinde her zevke göre çok sayıda gezilecek yer var. Dolayısıyla vaktiniz kısıtlıysa gezmek için iyi bir plan yapmanız gerekecek.

Marienplatz ve çevresi:

Mariensaule
Mariensaule

 

Şehrin ana meydanı olan Marienplatz, 12. yüzyıldan itibaren şehrin yüzlerce turnuvasına ve festivaline ev sahipliği yapmış.

Meydanın orta noktasına dikilmiş olan dikkat çekici anıt heykelin adı Mariensaule. 17. yüzyılda Katolik-Protestan mezhepleri arasında başlayan ve Avrupa geneline yayılan 30 Yıl Savaşları’nın bitimini kutlamak için dikilmiş. Bu dönemde Almanya bir süre İsveç’in işgali altında kalmış.

Meydanda dikkat çeken diğer yapılar Neues Rathaus (Yeni Belediye Binası), Alter Rathaus (Eski Belediye Binası), Frauenkirsche (Kadınlar Kilisesi), Alter Peter Kilisesi, kısacası bütün binalar. Hepsi metrodan dışarı çıktığınız anda sizi çevreliyor.

Meydanın tepeden görünüşü
Meydanın tepeden görünüşü (solda Frauenkirche, sağda Neues Rathaus

 

Ayrıca Almanların en ünlü bira markalarının orijinal tarifleriyle elle yapılıp sunulduğu meşhur Hofbrauhaus ve daha pek çok bira evi ve restoran da bu meydanın çevresinde yer almakta.

Eğer denk gelirseniz sokak gösterilerini ve mini konserleri izlemeyi ihmal etmeyin.

  • Neues Rathaus

Meydandaki en büyük ve en dikkat çekici yapı 1867-1874 yılları arasında neo-gotik tarzında inşa edilmiştir. Kulesi 100 metre yüksekliğindedir.

Neues Rathaus Kule
Neues Rathaus Kule

 

Binanın kulesinin üzerinde iki kat halinde dizilmiş heykeller, her gün öğlen 11 ve 12’de, öğleden sonra ise 5’te müzik eşliğinde dönerek dans edermiş gibi bir görüntü çiziyor. Turistlerin aşırı derecede ilgisini çeken bu olayın adı Glockenspiel. Glockenspiel, Almanca’da ksilofona benzeyen bir enstrüman anlamına geliyor.

Üstteki gösteri Dük Wilhelm V. ‘in 1568  yılında yaptığı ve kutlamaları iki hafta süren görkemli evliliğini simgeliyor. Alttaki gösteri ise 1517 yılında şehirdeki veba salgının bitmesiyle birlikte sokaklarda düzenli olarak dans edip ritüel yapan “The coopers”, yani şarapçıları simgeliyor. Bu şahıslar, salgından korkan halkı sokağa çıkmaya cesaretlendirmek için dans ediyormuş.

20150812_183512[1]

20150812_183521[1]

Kulenin tepesinde şehir merkezinden güzel manzaralar yakalamanız mümkün.

Binanın içindeki sergilere rast gelirseniz izlemeyi ihmal etmeyin!

20150812_180500[1]

  • Altes Rathaus

1874 yılına kadar Belediye Sarayı binası olarak kullanılmaktaymış. 1470-80 yılları arasında inşa edilmiş. Günümüzde binanın içerisinde bir adet oyuncak müzesi bulunmakta.

Altes Rathaus
Altes Rathaus
  • Frauenkirsche

1468 yılında inşa edilen kilisenin en çok dikkat edilen özelliği soğan şeklindeki iki kubbesi. Bu benzetmeyi sırf soğan sevdiğim için değil, internette de pek çok yerde bu şekilde söylendiği için yaptım. Bu kubbenin tasarımı, Kudüs’te Kubbet-üs Sahra isimli kutsal yapıdan esinlenerek yapılmış. İkinci Dünya Savaşı’nda Eski Belediye Binası ile birlikte büyük zarar gören kilise uzun yıllar süren çalışmalar sonucu bugünkü haline geliyor.

Frauenkirche
Frauenkirche

 

Marienplatz ve çevresinde bu kiliseden daha yüksek bir bina inşa edilmesi yasaklanmış, ama merkezden uzaklaştığınızda bu kural bozuluyor. Buna en iyi örnek de O2 telefon operatörünün binası. (Evet, o gördüğünüz O2 bildiğimiz oksijen değil)

Kilise’de en çok dikkat çeken şey “Devil’s Footprint”, yani Şeytan’ın ayak izi. Bunun hikayesi oldukça ilginç, izninizle anlatacağım: Kilisenin mimarı Jorg von Halspach kilisenin inşası için gerekli parayı bulmak için bildiğimiz Şeytan ile anlaşma yapmış, ancak şeytan kilisenin karanlığı simgelemesini ve penceresiz olmasını şart koşmuş. von Halspach da Şeytan’ı kandırmış ve tabi ki pencere yaptırmış kiliseye. Daha sonra Şeytan’ı gezdirirken onu pencelerin hiç bir açıdan görülmeyeceği yerlerden götürmüş. Oyuna gelmeyen Şeytan da sinirlenip ayağını öyle sert vurmuş ki yerde izi kalmış. Çok gerçekçi bence; ben de şeytan olsam ve biri benimle fena dalga geçmiş olsa elimden gelen tek şey ayağımı yere vurmak olurdu, kiliseyi falan yıkmazdım mesela. Bırakın bu işleri yaa…

http://www.atlasobscura.com/places/der-teufelstritt-devils-footprint
  • St Peter Kilisesi

Şehrin en eski kilisesi olan St Peter Kilisesi 1180 yılında inşa edilmiş. İkinci Dünya Savaşı’nda neredeyse tamamen yıkılan kilisenin yeniden inşası 2000 yılında tamamlanmış.

Alter Peter Church giriş
Alter Peter Church giriş

 

Kilisenin tepesinden Neues Rathaus, Frauenkirche gibi yapılarla birlikte Marienplatz ve çevresine ait güzel bir manzara yakalamak için 306 adım merdiven çıkmanız gerekiyor.

Kaufingerstrasse:

Marienplatz ile Karlplatz meydanları arasındaki uzun ve geniş cadde. Ünlü markalara ait mağazalar iki yanda sıra sıra dizilmiş durumda. Cadde üzerinde neredeyse adım başı sokak müzisyenleri bulunuyor.

Kaufingerstrasse
Kaufingerstrasse

 

Bu arada gittiğiniz günlerden birinde yeterince gaza gelirseniz Karlplatz‘daki devasa fışkiyenin altına kendinizi atıp çocuklar gibi eğlenebilirsiniz, tavsiye edilir!

Viktualienmarkt:

Marienplatz’ın yakınındaki bir başka önemli meydan. Barselona’daki La Boquera neyse Viktualienmarkt de burada o. Yani, yerel yemekleri, egzotik meyveleri ve içkileri deneyebileceğiniz bir pazar. Eskiden bu pazar Marienplatz’da kuruluyormuş ancak zamanla daha büyük bir yer ihtiyacı doğmuş.

Residenz:

12. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar Bavyera’ya hükmeden Wittelsbach hanedanına ev sahipliği yapan Residenz sarayı 1385 yılında kurulmuş.

Bavyera’nın Prusya ve Avusturya ile birlikte Germen İmparatorluğu’nun en güçlü eyaletlerinden olmasını sağlayan Wittelsbach Hanedanı Maximilian I Joseph, Ludwig I gibi kralları da bünyesinden çıkarmış.

https://nowwhatstheplan.files.wordpress.com/2013/10/munich-residenz-1.jpg

 

Sarayı gezecek vaktimiz olmadı, ancak gezmek için yarım gün ayırmak gerektiğine dair duyumlar aldık. Sarayda gezilecek yerler müze, hazine, tiyatro ve bahçe olmak üzere dörde ayrılmış. Giriş ücreti 7 € (indirimli 6 €) olup yanında audio guide bedava imiş.

Nymphenburg Sarayı:

Bavyera Kralları’nın yazlık saray olarak kullandığı Nymphenburg, kasıtlı olarak şehrin merkezinden biraz uzağa kurumuş. Burası devlet işlerinden yorulan hanedan mensuplarının Büyükada’sı, Sapanca’sı diyebiliriz.

Sarayın ön taraftan görünüşü
Sarayın ön taraftan görünüşü

 

20150815_161425[1]

 

Sarayı gezerken Maximilian I, Ludwig I, Ludwig II gibi kralların ve eşlerinin hayatları hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. Odalardan birinde Maximilian I’in Osmanlı ordusunu Viyana Kuşatması’nda nasıl geri püskürttüğü anlatılıyor.

20150815_140627[1]

Sarayda ayrıca Oktoberfest‘in doğuşuna dair bilgiler de ediniyorsunuz. Kral I. Ludwig ve prenses  Therese of Saxe-Hildburghausen’ın evliliklerinin kutlamaları sırasında bira tadımını da içeren ve geleneksel at yarışlarıyla son bulan bir dizi etkinlik düzenlenmiş. Sonrasında ise bu etkinliklerin her yıl düzenlenmesi kararlaştırılmış ve zamanla daha geniş çaplı bir festival haline gelmiş.

Saraydaki yatak odalarındaki dekorlarda farklı farklı kültürlerden esinlenilmiş. Özellikle Fransız kültüründen çok etkilenmiş, kimi odalarda Çin ve Mısır mimarisinden örneklere rastlayabiliyorsunuz.

20150815_154029_Richtone(HDR)[1]

Sarayın ıhlamur kokulu bahçesinde uzuun bir yürüyüş yapmanız ve edindiğiniz onca bilgiden sonra kafanızı dinlemenizi tavsiye ederim. Buradaki gölette gondol turuna Venedik’teki gondol turunun parasını ödeyip 10 dk dolaşıp gelen insanlarla dalga da geçebilirsiniz böylelikle.

Sarayın girişi 6 €, öğrencilere ise 5 €.

Deutcshes Museum:

New York Times Travel Guide tarafından 2008 yılında resmen Dünya’nın en büyük bilim-teknik müzesi  olarak nitelendirilen Deutsches Museum’u gezmek için mutlaka bir gün ayırmanız gerekiyor, zira meraklısı için burası bir nevi Louvre.

Panorama fotoğraf çekmenin yararları (when you see it)
Panorama fotoğraf çekmenin yararları (when you see it)

 

İçeride yok yok: Biyoteknoloji, Astronomi, Nanoteknoloji, Temel Bilimler, Madencilik ve sayamayacağım pek çok bilim dalı. Bir bölüme girdiğinizde yer yer ders kitabı okuyormuş kadar oluyorsunuz, ama bu sizi korkutmasın çünkü yazılar görsellerle ve simülasyonlarla pekiştirilmiş durumda.

Biyomedikal bölümünden
Biyomedikal bölümünden

 

Ayrıca her gün müzenin belli bölümlerinde belli saatlerde özel simülasyon şovları oluyor. Bunlardan en ünlüsü olan Uzay Simülasyonuna İdil’le beraber katıldık, ancak tavanda gezegenleri yıldızları göreceğiz derken tek görebildiğimiz şey adamın masaüstündeki Google Chrome, Firefox kısayolları oldu. Miyop olduğum için neredeyse yutmuştum. Sıcaktan dolayı bozulmuş makineleri meğer. Neyse bir şey demiyorum…

Bu müzeye bir gün ayıracaksınız!

Yetişkinlere: 11€, öğrencilere 4€.

Englischer Garten:

Yüzölçümü itibariyle dünyanın en büyük parklarından biri olan Englischer Garten (English Garden) Central Park’tan bile daha büyük!

20150814_161857[1]

Parkın adı 18’in yüzyılın sonlarında yapımını başlatan mimarın İngiliz olması ve bu mimarın dizaynı nedeniyle English Garden oluyor.

Park özellikle yaz mevsiminde sıcaktan bunalanlar için en doğru adres oluyor. Daha önce de söylediğim gibi, parkın ortasından geçen dereye giren insanlar kendilerini derenin akıntısına bırakıyor ve doya doya yüzüyorlar. Yazın bu bölgedeki toplu taşıma araçlarına binerken mayolarıyla ve bikinileriyle sırılsıklam onlarca yolcuya rastlayabilirsiniz!

Serinlemeye çalışan insanlar
Serinlemeye çalışan insanlar

 

Parkta şehrin en büyük bira evlerinden biri yer almakta; Chinesischer Turm, Çin mimarisine uygun şekilde inşa edilmiş bir gözetleme kulesi ve etrafındaki bira evi/restorandan oluşmaktadır.

Chinesischer Turm
Chinesischer Turm

 

Olympiapark

Şehrin kuzeybatısında yer alan bu park dev bir spor kompleksi olarak düşünülebilir.

http://blog-alemania.com/wp-content/uploads/2009/11/olympiapark.jpg

 

Burası 1972 yılında Münih’te düzenlenen Olimpiyat Oyunları için inşa edilmiş, ancak adı geçen etkinlikte son derece trajik bir olaya ev sahipliği yapmış. Black September adındaki Filistinli Terör Örgütü, Neo-Nazilerin yardımıyla 11 İsrailli atleti rehin alıp öldürmüş.

İçeride olimpik yüzme havuzu ve bir adet gözetleme kulesi bulunuyor.

Dipnot: BMW müzesiyle birlikte gitmeye vakit bulamadığımız yerlerden

BMW Müzesi

Olimpiapark’ın hemen yanıbaşında yer alan bu müze 1973 yılında kurulmuş. Burada modellerin test sürüşünü yapabildiğiniz gibi eski arabaların sergilendiği bölgeyi de gezebiliyorsunuz.

http://thrumylens.org/wp-content/uploads/2013/10/IMG_1640-Edit-Edit-Edit.jpg

 

İçeriyi rehber eşliğinde gezebiliyorsunuz. Fiyatlar için bakınız: http://www.bmw-welt.com/en/visitor_information/guided_tours/museum.html

Schwangau

Schwangau, Münih’e yaklaşık 2 buçuk saat uzaklıkta bir masal diyarı. Burada Kral II Ludwig’in yaptırdığı (ama tamamlayamadığı) bir şato var ki Walt Disney’e Magic Kingdom parkının yapımında ilham vermiş. Neuschwanstein Şatosu, ve Schwangau bölgesi için ayrı bir yazı yakında sitede yer alacak.

Neuschwanstein (inşallah doğru yazdım.com)
Neuschwanstein (inşallah doğru yazdım.com)

 

Bu kasabada mutlaka bir gün geçirip şatoları gezmeniz öneriyorum, ancak yazımda belirteceğim gibi bu kaleyi gezmek için rehberli turlara ihtiyacınız olacak ki bunu da ya önceden rezervasyon yaparak ya da bölgeye çok çok çok erken giderek sağlayabilirsiniz.

Chiemsee&Tegernsee

Bavyera’nın belki de en güzel özelliklerinden biri dağların ve yeşilin ortasındaki muhteşem tatlı su gölleri ve bunların büyük kısmında yüzmeniz mümkün! (Örneğin, Schwangau bölgesindeki Alpsee)

Tegernsee sizi doğal güzellikler yönünden tatmin edecek güzellikte. Chiemsee gölünde buna ek olarak gölün ortasında II. Ludwig tarafından yaptırılmış ve Versailles Sarayı’yla benzerlikler taşıyan Herrenchiemsee Sarayı yer almakta.

http://3.bp.blogspot.com/-OI0VUYaLCLg/U4XijmJFQJI/AAAAAAAD5wQ/aQq6fbQ_9O4/s1600/Aerial+View3.jpg (Herrenchiemsee)

 

YEME İÇME

Münih’te kaldığımız 4 gün boyunca yer yer şehrin en popüler yerlerinde yemek yiyebilmek için mağazaların indirim günlerinde alışverişe giden kadınların verdiğine eş değer bir savaş verdik. Öte yandan couchsurfer’ımız sayesinde pek de turistik olmayan lokal restoranları deneme şansımız oldu. Bu restoranları daha çok sevdiğimizi rahatlıkla söyleyebilirim.

Şehrin en eski bira evlerinden Hofbrauhaus‘un yanında tavsiye edebileceğimiz lokal restoranlar Fedora, The Atzinger ve Cadu.

Mekan ve içki ile ilgili bilgileri Münih Yemek Rehberi yazımda daha detaylı paylaştım.

MÜNİH 101:

  • Almanya ücretsiz wifi konusunda cömert olan ülkelerden. Münih ise bu konuda en iyi şehirlerden biri. Özellikle Marienplatz ve çevresinde pek çok free wifi spot var. Kimisi 30 dk- 1 saat süre ile bağlantıya izin verirken kimi de süresiz olabiliyor.
  • Olimpiapark ve çevresi gibi yerlerde insanlara adres sormanız size pek birşey kazandırmayacak. 100 metre ötemizdeki durağın yerini bilmeyenler vardı ve sorduklarımız da oradaki benzinlikte çalışanlar falan mesela.
  • Pazar günleri (önceden Cumartesi demişim özür diliyorum) dükkanların ve marketlerin önemli bir kısmı kapalı oluyor.

MÜNİH’TE KONAKLAMA

Almanya ve Norveç seyahatlerimizde Couchsurfing hizmeti kullandığımız için burada gezdiğimiz şehirlerin hostelleri hakkında net bir bilgi veremeyeceğim. Hostel fiyatlarının yazın 15-20 €’dan başladığını söyleyebilirim.

Couchsurfing deneyimlerimiz ve Couchsurfing kullanırken dikkat edilmesi gerekenlerle ilgili yazım da yolda.

SONUÇ

Münih, dünyaca ünlü Oktoberfest’i bir yana, bilim ve teknoloji meraklılarına hitap eden devasa müzeleri, biranın en hasını deneyebileceğiniz bira evleri, bütün bir gününüzü geçirseniz de yine sıkılmayacağınız parkları, çevresindeki irili ufaklı şirin kasabaları, akşamları bira bardaklarını masalara vurarak eğlenmeyi seven çılgın Bavyera halkı ve sokak eğlenceleriyle tam bir dünya şehri olup her yaştan insana ve her türlü zevke hitap etmeyi başarıyor!

20150812_165114_Richtone(HDR)[1]

Dolayısıyla olur da Almanya’ya seyahat etmeyi planlarsanız (Almanya’da görülecek güzel yerler kesinlikle var, ön yargılara kulak asmayın) es geçmemeniz gereken şehirlerden!

4 thoughts on “MUNIH

  1. Yazinizi keyifle okudum. okunmasi gereken bir gezi rehberi. Bu cuma Munihe gidiyorum. cocukken Mardin Munih hatti diye TRT yayinlanan bir dizi vardi. Munich kafamda hep o diziyle butunlesti nedense. munihten Neuschwanstein’e gunluk gezi de ayarladim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
7 + 28 =


*