Baltık’ın Boynu Bükük İncisi: Tallinn

Geçenlerde Youtube’da dolanırken workinestonia.com adlı bir sitenin reklamına denk geldim. Estonya’da iş bulan ve oraya yerleşen bir Türkle yapılmış bir röportaj şeklindeydi bu reklam. Eğer ufukta başka seyahat planım olmasa vallahi de pılımı pırtımı toplayı Estonya’ya yerleşecektim, o kadar ikna edici bir reklamdı 😀 Temel olarak şehirlerin doğayla iç içe olmasından, trafik ve kalabalık olmayışından, insanların sakin ve huzurlu bir hayat sürmesinden ve arkadaş canlısı olmalarından bahsediliyordu. 2014 kışında Estonya’nın başkenti Tallinn’e gitmiş bir insan olarak hak vermemek elde değildi.

Geçmişte yaşadıklarını düşününce bu sevimli insanların huzura ihtiyaç duymasını garipsemek saçma olur. 20. yüzyılın sonlarına kadar diğer iki kardeşi Letonya ve Litvanya ile birlikte Almanya ve Rusya arasında deyim yerindeyse küçük besleme gibi gidip geliyor Estonya. 40’lı yıllarda Sovyet boyunduruğuna girmesinden çok kısa bir süre sonra Nazi Almanyas tarafından ele geçiriliyor başkent Tallinn. İkinci Dünya Savaşı’nda bombalanan ve büyük hasar alan şehirlerden bir tanesi. Daha sonra tekrar Sovyetler Birliği’ne katılıyor. Bu arada Sovyetler Birliği buraya Slav ırkını yerleştirme politikası uyguluyor, dolayısıyla aslında bugünün Tallinn’inde yaklaşık 40% Slav kökenli insan yaşamakta. Estonya bağımsızlığını 1991 yılında kazanınca burası başkent oluyor.

Şehir gerçekten de soğukta bile iç ısıtan bir düzene ve huzura sahip. Özellikle Old Town bölgesinde dolaşırken ciddi anlamda transa geçebilecek duruma geliyorsunuz. Hatta Tallinn’de gezilecek yerleri araştırırken buranın ne kadar da orta çağ havasında olduğuna dair şeyler okuyacaksınız. Adamlar da bu ruhu yaşatmaya çalışıyor sanırım.

Karşınızda Tallinn gezi rehberi efendim!!

GİTTİĞİMDE HAVA NASILDI

Öncelikle şunu söylemeliyim ki kış mevsiminde buralara gelmek birazcık yürek ve belki başka organlar isteyebilir. Zira hava ciddi anlamda soğuk. Sadece soğuk da değil, esiyor. Öyle ki şehrin kanalları ve deniz kıyıları donmuş durumda oluyor o sırada.

Ancak eğer giyim kuşam konusunu hallederseniz aslında bu güzel şehri karlar altında görmek de oldukça eğlenceli. Bir kere mutlaka termal içlik giymenizi tavsiye ediyorum. Bu hem sizi bir noktaya kadar soğuktan koruyor hem de terlemenize engel oluyor, ki çok hareket edip terlediğinizde üşüme olasılığınız normalde kat kat artacak. Bir de aslında mesele aşırı kalın şeyler giymek değil de çok kat ve normal kalınlıkta şeyler giymek. Neyse. Ya da hazır yaz gelmişken gidin canım ne kasıyorsunuz?

NASIL GELDİM

Tallinn’e THY’nin direkt uçuşları mevcut. Fiyatlar tek yöne 300-400 TL civarı şu an.

Ya da civar şehirlerden ulaşmak isterseniz Helsinki, Riga gibi şehirlerden uçakla ulaşmanız mümkün. Tabi otobüse binmek sizin için çok daha ucuz bir seçenek olacak.

Stockholm ya da Helsinki’den cruise gemileriyle ulaşmak da bir seçenek, tabi bu da çok ucuz bir seçenek değil. Hatta uçaktan daha pahalı bir seçenek, zira fiyatlar 130 Euro’dan başlıyor. Ben neyime güvenmişsem emekli aile çocuğu olarak Stockholm’den Tallink firmasının Cruise gemisiyle seyahat etmeyi seçmiştim. Evet gerçekten gemiyle yolculuk etmek çok zevkli, karaokesi, eğlencesi, tiyatrosu vs her şeyi var. Eğer paranız varsa kıyın canım kim ne karışır. Ama ben Tallinn’e vardığımda param çok azalmıştı.

Sağdakine bindim

Riga taraflarından gelecekseniz şanslısınız, Ecolines firmasının 12 Euro’ya seferleri var.

Şehir içinde ulaşıma gelirsek, her yere yürüyün arkadaşlar, gerçekten yürünerek rahat gezilecek şehirlerden biri Tallinn.

NEREDE KALDIM

Tallinn zaten genel olarak ucuz bir yer, hele ki kışın gidiyorsanız konaklama daha da ucuza geliyor.

Ben Red Emperor Hostel‘de kalmıştım. Burayı önerip önermeme konusunda bir şey söyleyemem çünkü kişiden kişiye değişecek bir şey. “Budget traveler” kafasındaysanız, yeni insanlarla tanışmak, geceleri hostelin barında 30 kişi bir ağızdan karaoke eşliğinde Bohemian Rapsody söylemek, ucuza yerel içki denemek hoşunuza gidiyorsa elbette ki önerim burası olacak. Ama rahat uyku çekiyorsanız ve hijyen konusunda titizseniz belki de başka bir konaklama seçeneği bulmalısınız. Ben kendi adıma çok güzel vakit geçirmiştim. Gecesi de 9 euroydu.

NERELERİ GEZDİM

Tallinn’de gezilecek yerler genel olarak bütün Avrupa şehirlerinin vazgeçilmezi olan Old Town bölgesinde toplanmış ve gerçekten birbirinden 10-15 dakika uzaklıkta (yürüyerek). Öyle ki burayı gezmeniz birkaç saatinizi alacak sadece. Ama tabi benim tavsiyem her sokağına, her dükkanına girip çıkmanız yönünde. Binalar 16. yüzyıldan kalma ve bugüne bozulmadan gelmiş.

Bir de tabi şehrin modern bölgesi var, burada da gezebileceğiniz müzeler bulunuyor.

Viru Gate

Old Town bölgesine geldiğinizde sizi bir duvar ve karşılıklı iki tane kulecik karşılayacak (ya da ona ne deniyorsa artık). Burada aslında çok daha kompleks bir yapı varmış, amaç da şehrin savunmasını sağlamakmış. 14. yüzyılda bu iki kule gibi birkaç tane daha kuleden oluşan bir savunma duvarı kurulmuş ama 18. yüzyılda şehir genişledikçe bu kuleler yıkılmış, bu ikisi dışında.

Old Town Square& Town Hall

Tallinn’deki Old Town bölgesinin merkezi burası. Şehrin önemli etkinlikleri, konserler, festivaller burada kutlanıyor, Christmas Market buraya kuruluyor. Estonya, Letonya gibi ülkeler 14. yüzyılda noel kutlamaları için noel ağacı kullanan ilk ülkeler arasında görülüyor. Tallinn’de de Noel kutlamalarında bu meydanda 14. yüzyıldan beri dev bir noel ağacı hazırlanıyormuş her yıl.

Binaların tepesini kadraja sokma özürlüyüm, sorry

Town Hall binası Orta Çağ’da belediye başkanlarının toplantı ve görüşmeleri için kullanılıyormuş. Günümüzde de şehri ziyaret eden önemli şahıslar burada karşılanıyor. Yaz aylarında halka açılan bu görkemli binaya giriş 5 euro.

Holy Spirit Church

Tallinn’in en eski binalarından biri olan bu kilise 14. yüzyılda kurulmuş. Orta çağda şehir halkı ibadet için burayı kullanıyor. Burada sanırım eskiden vaazler Almanca olarak verilirken (işgalden dolayı) Estonca ilk vaaz verilen kilise de burası oluyor. Bu arada Estonca dilindeki ilk kitap da bu kilisenin papazı tarafından yazılmış, bir dini öğreti kitabı imiş. Kilisenin ön yüzündeki saat 17. yüzyıldan kalma.

Alexander Nevsky Katedrali

Estonya’da inşa edilmiş en büyük Ortodoks katedrali olan Alexander Nevsky (bu isme sahip birkaç katedral daha var Avrupa’da) 20. yüzyılın başlarında Estonya Rus İmparatorluğu’nun bir parçasıyken yapılmış. Rus Çarının Baltık bölgesindeki yaşayan halk üzerindeki mutlak gücünü ve oluşturduğu baskıyı simgelemekteymiş. Aslında bu sebepten dolayı Tallinn halkı Estonya bağımsızlığını kazandıktan sonra burayı yıktırmak istemiş, böylece eski günlerin üzerine sünger çekmek istemişler, ancak bir şekilde katedralin yıkılması mümkün olmamış.

Tallinn şehrindeki en büyük kilise çanları burada yer alıyor.

St. Nicholas Kilisesi

Buradaki kiliselerin çoğu gibi bunun da mimarı Rus. 13. yüzyılda kurulmuş ve o dönemde şehirdeki balıkçıların ve tüccarların koruyucu azizi olan aziz Nicholas’a adanmış. Bugün aslında kilise aynı zamanda müze işlevi de görüyor. İçerisinde dini resim ve el işleriyle orta çağ kalıntıları sergilenmekte.

St. Mary’s Katedrali

Evet, burayı okurken Tallinn’de kiliseden başka bir şey yokmuş gibi gelecek size muhtemelen, ama bu sondu söz 😀 Bu kilise 13. yüzyılda inşa edilmiş bir katolik kilise, daha sonra Lüteriyen oluyor. 17. yüzyılda şehirde çıkan büyük bir yangında hiç hasar almadan kurtulan sayılı binadan biri.

Kilisede bazı önemli kişilerin anıt mezarları bulunuyor. Örneğin; III. Johann isimli bir İsveç kralının kızı, dünyanın etrafında tur atan ilk Rus gemisinin kaptanı Adam Johan von Krusenstern, vb. Kilisenin girişi 5 euro.

St. Olaf Kilisesi

Hahahah tamam vallahi bu son bak,

Burası da Olaf isimli bir Norveç Kralı’na adanmış 13. yüzyılda inşa edildiğinde. O dönemde Tallinn’de yaşayan İskandinav kökenli halkın ibadet için kullandığı kiliseymiş. Bu kilisenin tepesine sık sık yıldırım düşermiş, hatta ve hatta bunlardan üçü şehirde büyük çaplı yangına sebep olmuş.

Toompea Tepesi

Artık biraz hava alma zamanı. Hele ki kış mevsiminde buradaysanız inanılmaz bir rüzgar ve soğuk burada size eşlik edecek, ama Old Town ayaklarınız altında olacak.

Burada da soğuktan öleyazmışken çek

Burada Kalev isminde önemli bir Estonyalı Kralın mezarı ve 13. yüzyılda Danimarkalılar tarafından inşa edilen bir kule bulunuyormuş, tabi kule günümüze kadar gelememiş. O dönemlerde Daminarka krallığı burayı işgal etmiş ve Daminarkalı soylular bu tepede yaşıyorlarmış. Old Town bölgesindeki duvarları da savunma amaçlı inşa eden de yine onlar.

Museum of Occupation (İşgal Müzesi)

Adından da anlayacağınız gibi burası Estonya’nın farklı milletlerin adeta sidik yarışına dönen işgali altında geçirdiği uzun yılları anlatıyor. Özellikle 20. yüzyıldaki Sovyet ve Nazi Almanyası dönemlerine ait sergiler mevcut. Sergilerde görsel ve sesli anlatımlar oldukça etkileyici.

Müzeye giriş 6 euro.

Maritime Museum (Denizcilik Müzesi)

Müzelerden laf açılmışken gidemediğim için çok üzüldüğüm bu müzeden de bahsedeyim. 1935 yılında burada denizcilerin oluşturduğu bir topluluk tarafından açılan müzede denizciliğe ve gemilere ait sergiler düzenlenmekte. Benim gittiğim dönemde burada bir Titanik sergisi vardı. Gemi batığından çıkan yaklaşık 200 parça müzenin odalarında sergilenmekteydi. Gelin görün ki müzenin kapalı olduğu tek gün olan Pazartesi’ne denk gelmiştim, o yüzden sadece müzenin dışında sergilenen modelleri görebildim. Sizin de aklınızda olsun, burası Pazartesileri kapalı. Şehirdeki en pahalı müze olduğunu sanıyorum, girişi 14 euro.

TV kulesi

https://farm8.staticflickr.com/7083/7300919568_cf69102f4e_b.jpg

Kuzey Avrupa’daki en uzun yapılardan biri olan bu televizyon kulesi 170 metre uzunluğunda. 21. katında gözetleme odası var, hatta buradan Finlandiya toprakları bile görünüyormuş, lakin ben çıkmadığım için bilmiyorum.

National Art Museum

2006 yılında açılan bu müze Estonya’nın bağımsızlığını kazanmasından beri devlet tarafından inşa edilen en büyük  yapıymış, yüzölçümü 50000 m2. Müzede geçmişten bugüne Estonya’daki sanat anlayışının nasıl değiştiği gözler önüne seriliyor. Özellikle SSCB döneminde ressamların sosyalist temalar kullanmasını konu alan sergiler mevcut müzede. Müzenin girişi 4 euro.

Open Air Museum (Açık Hava Müzesi)

http://nkpxv44v81c37wr753vdgve1.wpengine.netdna-cdn.com/wp-content/uploads/2014/05/Fotolia_26470357_Subscription_L.jpg

Şehir merkezinden birazcık uzak olan, dolayısıyla benim gidemediğim bu müze, Barselona’daki Poble Espanyol müzesine benziyor konsept olarak. 18.-20. yüzyıllar arasında halkın farklı kesimlerinden insanların yaşadığı evleri modellemişler. Burada ayrıca sık sık konserler, workshoplar ve bu tarz başka etkinlikler düzenleniyormuş. Vaktiniz varsa tavsiye edebileceğim yerlerden. Giriş ücreti 9 euro.

NEREDE NE YEDİM/İÇTİM

Drakoon III: 

Burası bloglarda o kadar çok öneriliyordu ki gitmeden edemez duruma geldim, iyi ki gitmişim.

Tallinn halkı buranın ortaçağ vibe’ının besbelli farkında ve bu atmosferi korumak için ellerinden geleni yapıyorlar. Düşünün şimdi, bir restorana giriyorsunuz elinizde son model kameralar Iphonelar falan, elektrik yok içeride. Mumlarla aydınlanıyorlar ama o da burnunuzun ucunu görmeye yetiyor. Bir de çalışan pembe yanaklı, kalemle çizilmiş gibi güzel Estonyalı kızlar (abazalaştım) ve geleneksel kıyafetleri görünüyor. Önünüze gelen sıcacık geleneksel çorba inanılmaz güzel kokuyor. Ama o da ne, kaşık yok, tabağı kafaya dikip içmeniz gerekiyor. Çorba sıcacık, içindeki malzemeleri görmüyorsunuz, ama o kadar lezzetli ki içinde ananız babanız olsa yine içersiniz. Ben hatta doyamayıp iki tabak içmiştim çünkü bir de ucuzdu bir tabak çorba, 2 euro gibi bir şeydi. Çorbanın adı bu arada Elk çorbası, aklınızda olsun. Mutlaka gidin kısacası, Old Town meydanında!

Olde Hansa

Bir diğer ortaçağ harikası Drakoon III’nin daha hareketli ve geniş versiyonu. İçerideki yemekler tamamen 15. yüzyıl tariflerine sadık kalarak yapılıyor. Bir de akşamları giderseniz orta çağ müzikleri çalan bir grup sahne alıyor. Tabi burada fiyatla Drakoon’a göre biraz daha pahalı. Adını hatırlamadığım (3 yıl önceymiş) bir balık türüne 12 euro vermiştim. Elk çorbası burada biraz daha pahalıydı, 4 euro gibi birşeydi. Emin olamadım şimdi bak. Ama yerel biralar ucuz ve güzeldi.

Peppersack

Kahvaltı için burayı tercih etmiştim, yine ortaçağ temalı olmasına rağmen (ortaçağ kostümlü garsonlar) biraz daha günümüzle harmanlanmış bir ortamı.

Bu arada bir yerde okumuştum, her gün akşam sekizde mekanın merdivenlerinde tiyatral bir kılıçlı dövüş gösterisi oluyormuş, tabi ben denk gelmedim yine.

Buranın ham&cheese omleti çok güzeldi ve 5 euroydu. Ayrıca pancakeleri de mutlaka denenmeli, onlar da 5 euro.

 

2 thoughts on “Baltık’ın Boynu Bükük İncisi: Tallinn

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
21 ⁄ 7 =


*