AfrikaBurn’e Hazırlık 101: Festival Değil Age of Empires

Amerika’da Nevada Çölü’nde düzenlenen Burning Man festivalini duymuşsunuzdur. Google üzerinden resimlere baktığınızda çölün ortasında birbirinden ilginç heykeller, irili ufaklı partiler, birbirinden ihtişamlı kıyafetler göreceksiniz. Özellikle insanların kostümlü resimleri bir moda okulunda avant garde hakkında ders verir nitelikte. Bir de bu da yetmezmiş gibi bildiğiniz festival sonunda birşeyleri yakıp çıldırıyorlar. Bunun bir de Afrika versiyonu varmış. Peki bilin bakalım hangi güzide Afrika ülkesinde??

Normalde biletleri 1600 Rand (yaklaşık 540 TL) olan bu festival 600 Randlik (200 TL) indirim bileti bulunca normalde hiç aklımda yokken bu sene gitmek farz oldu. Ama bunu sadece bileti kapıda gösterip küçük sırt çantanızla girebileceğiniz, sonra da rahatça çıkabileceğiniz bir festival sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü bilet alma kısmı aslında işin yüzde 20si bile değil. Bunun en büyük nedeni de festival alanında su da dahil hiçbir şeyin satılmıyor olması. Dolayısıyla her şeyi ama her şeyi siz götürmek zorundasınız. Dahası, götürdüklerinizden geriye hiçbir şey kalmaması gerekiyor. O zaman size giderayak festival hazırlıklarımdan biraz bahsedeyim de ileride gitmek isterseniz sizin de fikriniz olsun.

Yalnız gidilir mi?

Bana sorarsanız gidilmez. Çünkü bir hafta boyunca yemekti suydu kap kacaktı, çadırdı, araç gereçti derken herşeyi kendiniz tedarik ederseniz bu size pahalıya patlayacaktır. Ha öbür türlü de illa ki harcama yapacaksınız, kaçış yok. Ama en mantıklısı en az 10 kişiden oluşan bir arkadaş grubuyla gitmek ve aranızda iş bölümü yapmak. Örneğin iki kişi çadırları getirir, diğer iki kişi yemek malzemelerini getirir, diğer iki kişi taşınabilir masa sandalye getirir vs. Ben de mesela couchsurfing üzerinden tanıştığım arkadaşlarım ve onların arkadaşları ile birlikte gittim.

Ulaşım

Bana göre işin en ama en zor kısmı buydu, çünkü arabanız yoksa illa ki işiniz başkalarına bağlanıyor. Ya birileriyle birlikte gideceksiniz ya da otobüsle. Otobüsten de birazdan bahsedeceğim zaten.

Arabayla giderken dikkat etmeniz gereken şey arabaya tıkış tıkış doluşmamanız. Çölün bulunduğu bölge Cape Town’dan 4 saat uzaklıkta görünüyor ancak ana yoldan çıktıktan sonraki yol o kadar bozuk ki saatte 10 km hızla falan gitmeniz lazım, yoksa lastiklerin patlaması garanti. Lastik demişken, mutlaka yanınızda yedek lastik götürüyorsunuz. Bir arabaya kaç kişi gireceğinizi düşünürken yanınızda götüreceğiniz onlarca eşyanın kaplayacağı yeri de düşünüp ona göre hesap yapın.

Eğer arkadaşlarınızla gitme meselesini ayarlayamadıysanız bir diğer alternatif Facebook’taki Tankwa Ride&Share sayfası üzerinden birlikte gidecek insan aramak. İsterseniz birkaç kişiyle bir araya gelip birlikte araba kiralayabilirsiniz, ya da zaten kendi arabası olan ve oraya giden birilerinden yardım isteyebilirsiniz. Genelde yardım isteyenler yardım teklif edenlerden daha çok oluyor ama sayfayı devamlı kontrol edip hızlı davranırsanız muhtemelen bu konuda sıkıntı yaşamazsınız. Karşı taraf size söylemese bile yakıt fiyatını paylaşmak farz-ı adaptır.

Son seçenek ise otobüsle gitmek. Hafta içinde 4 sefer düzenleniyor, sırasıyla Pazar, Salı ve Çarşamba ve Perşembe geceleri kalkıyorlar, hepsi de Pazar öğlene doğru dönüşe geçiyor. Gidiş dönüş 950 Rand,  yani 320 TL. İlginç bir şekilde tek yön bilet satışları da yok, yani alacaksanız iki yön için de almanız gerekiyor. Otobüsün güzel olduğu söylenen yanı bagajlarının çok çok geniş olması ve herkesin götüreceği malzeme için yer bulunması. Tabi bu abartıp bisikletinizi, motorunuzu, televizyonunuzu, buzdolabınızı vs yanınıza alabileceğiniz anlamına gelmiyor.

Su yoksa siz de yoksunuz

Dedik ya çölde hiçbir şey satılmıyor diye, buna su da dahil. Yani içme suyunuz, yemek yapmak için kullanacağınız su, duş almak isterseniz alacağınız su vs hepsi size ait. Afrikaburn Survival Guide kitapçığında önerilen gün başına en az 5 litre su götürmeniz yanınızda. Eğer çok fazla miktarda su götürecekseniz en iyi yolu 20 litrelik konteynırlara koymak.

Gerçi bu sene bazı çadırlarda gönüllü olarak insanları yıkamayı görev edinmiş kamplar vardı. Mesela ortak duş alanı var, adamlar sizi arabaymışsınız gibi hortumla yıkıyor. Ama tabi herkes onlarca çıplak insanla aynı anda duş almayı eğlenceli bir deneyim olarak görebilir mi, bilmiyorum.

Yemek işi nasıl halledilir?

Elektrik yok, buzdolabı da yok. O yüzden ben geçici bir süre vegan oldum. Et, süt, peynir gibi bozulmaya yüz tutacak şeyleri yanıma almadım. Bunun yerine konserve yiyecekler (fasülye, bezelye vs), sert meyve-sebzeler (elma, portakal, havuç), fıstık ezmesi, kuruyemiş, kraker gibi şeyler almayı tercih ettim yanıma. Kalabalık bir grupla gidiyorsanız mutlaka bir kişide taşınabilir gaz ocağı, tencere kap kacak vs vardır. Biz mesela kendi aramızda konuşup günün belli saatlerinde ortaklaşa yemek yapıyorduk. Ben mesela bir gün nam-ı-diğer GezginYogini Burcu ile birlikte humus yapmıştım (ben sarımsakları falan doğradım işte, o da geri kalanı yaptı :D). Gün içinde bazı çadırlarda yemek ve içki dağıtımı oluyor. Mesela bir çadırda barbekü yapılıyordu, bir başka çadırda cheddar peynirli tost yapılıyordu.

Ama benim gözlemlediğim yemekten çok içki dağıtımı olmasıydı. Size bu noktada en büyük önerim etrafta dolaşırken elinizde mutlaka bir bardak ya da kupa olması, çünkü mutlaka birileri birşeyler ikram ediyor.

Aslında koskoca alanda oradan oraya koşuştururken insan çok acıkmıyor nedense, ya da açlığını çok fark etmiyor.

Tuvalet, duş?

Öncelikle korkmayın, siz istemedikçe çalılıklara yapıp poponuzu yaprakla silmeniz gerekmiyor.

Geçen sene festivalde taşınabilir tuvalet diye bir şey kullanmışlar ama son iki gün feci bir salgın olmuş. Dolayısıyla bu sene daha ilginç bir yönteme girişilmiş. Belli başlı noktalarda üç dört tane yan yana tuvalet oluyor. Tuvaletler devasa plastik konteynırlarda toplanıyor. Yani siz işinizi görüyorsunuz, gördüğünüz iş aşağınızdaki plastik konteynıra gidiyor. Tabi bunun tek iğrenç yani kendi işinizi yaparken aşağıdaki işlerin size göz kırpması.

Tuvaletlerde el temizliği için hand sanitizer dedikleri jellerden oluyor ama siz her ihtimale karşı yanınıza gani gani alın.

Duş konusu için kimisi yanına taşınabilir duş çadırları alıyor. Ama ben buna gerek görmedim. Zaten daha önce bahsettiğim gibi sizi festivalde yıkayan yerler var. Mesela ortak duş alanının dışında yer yer özel duş alanları da vardı. Ama baktınız olmuyor, yanınıza yine gani gani ıslak mendil alıp kendinizi silin.

İşte benim stilim AfrikaBurn

Kostüm olayı beni ilk başlarda çok geriyordu. Hele ki internetten insanların kostümlerine bakınca iyice panik oluyordum çünkü kısa zamanda bu kadar yaratıcı kıyafetler nasıl çıkar diye düşünüyordum.

Öyle aşırı para akıtmanız gerekmiyor kıyafet alışverişine. Bunun birkaç yolu var- ki hemen herkes alışveriş yöntemi olarak bunu kullanıyordu. Birincisi vintage dükkanları, ikincisi ise China Town tarzı Çin malı satan ürünler.

Ben Observatory’de yaşadığım için buradaki bir iki vintage dükkanının ekmeğini çok yedim. Özellikle önerebileceğim yer Lower Main Road ile Main Road’un kesiştiği yerde bulunan Voom Voom. Zaten içeri girince ve kıyafetleri görünce kafanızda bir şeyler canlanmaya başlıyor.

Genelde belli günlerin belli saatlerinde temalı partiler oluyor. Mesela purple wedding diye birşey vardı ve herkes mor giyinip birbiriyle evleniyordu (Las Vegas misali, ama tek farkı yalandan evleniyorsunuz)

Leopar çok moda. Leopar desenli şeyler alırsanız her türlü gideri var.

Gece soğuk olacağı için rengarenk sahte kürkler iyidir. Ya da battaniye tarzı şeyler.

Renkli taytlar, tütüler.

İlginç pop-art desenli t-shirtler.

Bot, bot, mutlaka bot. Çöldeki sert koşullara uygun, kayalıklı yüzeye dayanıklı botlar giymeniz gerek.

Gözünüzü tozdan koruyacak büyük gözlükler. Vaktiniz varsa etrafını çıkartmalarla falan süslersiniz.

Şapka ya da şemsiye, güneşten korunmak için yararlı aksesuarlar.

Ağız ve burnu örtmek için şallar.

Gece karanlık olacağı için kendi etrafınıza sarabileceğiniz LED ışıklandırmalar.

Karşılıksız vericilik

Burada daha önce de bahsettiğim gifting, yani hediye verme prensipi son derece önemli. Ben ilk başta cidden ilk çağlardaki gibi bir şeyleri takas ederek elde edeceğimizi zannediyordum, ancak öyle bir şey kesinlikle yok. Eğer birine elinizdeki çikolata paketini veriyorsanız karşılığında onun elindeki meyve suyunu beklememelisiniz, yani direkt karşılık beklemeyin. Ya da karşı taraf sizin teklifinizi kabul etmeyince zorlamayın.

Teknik olarak hediye edemeyeceğiniz şey yok. Ben mesela ilginç olur diye düşünüp yanıma on paket türk kahvesi almıştım ama bir noktada kayboldular.

Diğer dikkat edilmesi gereken hususlar

  • Gece hava gerçekten soğuk oluyor, gündüz ise çoğunlukla çok sıcak oluyor. Bunun için kalın kıyafet, güneş kremi, güneş gözlüğü gibi şeyleri unutmayın.
  • Bir eşyanız kaybolursa endişelenmeyin, orada kayıp eşya ofisi gibi birşey var.
  • Yanınıza her telden ilaç almayı unutmayın. Orada ilk yardım ekibi her daim kol geziyor zaten.
  • Evcil hayvanların götürülmesi yasak diye okumuştum, sanırım etrafın çok tozlu ve hayvanlar için hijyenik olmamasından kaynaklanıyor.

AfrikaBurn hakkında diğer paylaşımlarım için takipte kalın. İnstagram adresimden de storylere ulaşabilirsiniz.

One thought on “AfrikaBurn’e Hazırlık 101: Festival Değil Age of Empires

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
1 + 9 =


*