Cape Town’a ve Kendime Ait Adil Bir Değerlendirme

Tam 3 gün sonra dünyanın güney ucundaki bu acayip ülkede yaşadığım acayip hayatın ilk yılını doldurmuş olacağım. Çok saçma gelecek belki ama sanki yıllardır buradaymışım gibi geliyor bazen, öncesini hatırlayamıyorum bile. Kendi ülkemi, şehrimi, o şehirdeyken hissettiklerimi hayal meyal hatırlıyorum.

Bazen kendimi tebrik edesim geliyor, hiç tanımadığım bir ülkeye gelip sıfırdan düzen kurmuş olduğum için. Ama bir taraftan da hala daha düzene oturmamış çok şeyimin olduğunu kabulleniyorum. Özellikle ekonomik anlamda hala tam bağımsız olamayışım memnun olmadığım konuların arasında başı çekiyor. Hoş, elimde bolca para olsaydı da illa kafaya takacak başka şeyler bulurdum ben kesin. Mesela tanıştığım insanları, duyduğum hikayeleri ve edindiğim dostlukları görünce mutlu oluyorum, sonra bir an geliyor kendimi aşırı yalnız hissediyorum. Bir sabah uyanıyorum “ulan yaptığım işi ve araştırma konumu ne çok seviyorum” diyorum, ertesi sabah da “of gene mi okul” diye uyanıyorum. Biraz bipolarlık var sanki değil mi?

Cape Town hakkında tek cümleyle bir şey söylemem gerekseydi eğer: Hani ilk duyduğunuzda kulağınıza garip gelen şarkılar olur ya, ama sonra dinledikçe kafanıza takılmaya başlar, o şarkıda anılarınızı bulmaya başlarsınız ve dinlemeden duramazsınız. Öyle. Özellikle şehir merkezini gezdiğiniz zaman şehir size çok sıradan gelebilir, ki ben de baya hayal kırıklığı yaşamıştım. Ama sonra şehirle ilgili sevdiğim ve sevmediğim şeyleri tarttığımda sevdiklerimin ağır bastığını söyleyebilirim.

Cape Town ile ilgili sevdiğim şeylerden biri doğa ile iç içe olması. Bir tarafı dağ, bir tarafı deniz olan bir yer ne kadar kötü olabilir ki zaten? Arabaya atlıyorsunuz, 5 dklık yol sizi şehrin muhteşem manzaralarını görebileceğiniz bir tepenin dibine getiriyor. Bu durum özellikle spor yapmak isteyen bünyeler için bulunmaz bir fırsat. Özellikle de spor salonu sevmeyen bir tipseniz sırf şehrin sınırları içinde bile yürüyüş ve tırmanış yapabileceğiniz onlarca rota bulunuyor. Ya da plajların şehre çok yakın olması sayesinde çok uzun bir yol gitmeden bile okyanus kıyısına ulaşabiliyorsunuz. Bu kadar doğaya iç içe olmanın en güzel yanı da insanı tedavi edici özellikte olması, şehir resmen size terapi uyguluyor bu anlamda.

Cape Town’ı benim için özel kılan bir diğer şey de devamlı bir festival ve bir etkinlik düzenlenmesi. Her ayın ilk perşembesi galerilerin gece geç saatlere kadar açık olması, belli aralıklarla bazı müzelerin girişlerini ücretsiz yapmaları, özellikle yaz aylarında park ve bahçelerinde her haftasonu konserler düzenlenmesi başlı başına iç ısıtıcı bir durum. Tüm bunların yanında o kadar farklı kültürler bir arada ki, illa bir etnik grubun kendine özgü bir festivali oluyor. Bo Kaap’ta Malezya kökenli Müslümanların Ocak aylarında düzenlediği bandolu geçit törenleri bunun en büyük örneği zaten. Western Cape eyaletinde sırf kış aylarında noel ruhunu yaşatmak için Haziran ayında sahte noel düzenleyen kasabalar bile var. Trans müzik severseniz yine şehir merkezinde ve yakınlarında düzenlenen onlarca festival mevcut. Aslında uyuyan bir şehir gibi görünüp uyumayanlardan Cape Town.

Kültür çeşitliliği demişken, bu çeşitlilik tabi ki yemeklere de yansıyor. Cape Malay, Hint ve Asya mutfağı bir yandan, batı mutfağı bir yandan. Dünyanın en iyi kahvecilerinden bazıları (Truth Coffee) burada mesela. Yine dünyanın en hatırı sayılır gastronomi okullarından biri olan Silwood’da yetişen donanımlı şefler şehirdeki pek çok restoranda görev yapıyor veya kendi restoranlarını açıyorlar. Şarap kültürünün ise bambaşka bir yeri var. Gerçekten Cape Town’a gelene kadar şarap sevmeyen bir insandım, ee sonuçta sırf ucuz diye Cumartesi içen bir nesiliz. Ama aynı fiyata burada inanılmaz kaliteli şaraplar alabilir ya da birkaç tanesini bir arada tadabilirsiniz.

Tekrara düşmek gibi olmasın ama yine çeşitlilikten dolayı olacak ben kendimi kimliğimden dolayı hiç dışlanmış hissetmedim. Hani zaten ırkçılığa vs maruz kalacağımı düşünmüyordum ama ikinci sınıf vatandaşmışım gibi asla hissetmedim. Müslüman’ı Hristiyan’ı, Yahudi’si, eşcinsel, trans herkes müthiş bir ahenk içinde, kimse birbirini yargılamıyor. Özellikle eşcinsellik konusunda inanılmaz bir hoşgörü ve hatta yüceltme durumu var. Plajlar, restoranlar, gece kulüpleri, kostüm partileri ve parade adını verdiğimiz geçit törenleri oldukça yaygın.

Tüm bunlar bir yana tarafsız olmam gerekirse Cape Town ve Güney Afrika da kendine göre sorunlar yaşamış ve yaşamaya da devam ediyor. Biraz da bunlardan bahsedeyim. Mesela güvenlik sorunu zaten hepinizin malumu. Tabi bununla kastım gündüz sokakta yürürken bombaların patlaması ya da köşe başında sizi bekleyen gaspçıların olması değil. Ama inanılmaz bir gelir farkı var ülkede, o yüzden gelir farkının çok olduğu ülkelerde olduğu gibi burada da hırsızlık söz konusu. Genelde geceleri sokakta yürümenin tehlikeli olması da bundan kaynaklanıyor. O nedenle hep bir tetikte olmak lazım, arabanızın içinde, evde pencerenizin önünde değerli eşya bırakmamanız gerekiyor. Yani Kanada ya da Avusturalya’da yaşayabileceğiniz o ferahlık, aşırı güvende hissetme kafasını burada yaşama olasılığınız yüzde beş. Ha, ben buna alıştım ve bana artık batmıyor. Zaten bir noktada değerli eşyalarıma sahip çıkmayı alışkanlık haline getiriyorum.

Long Street adım başı dilencilerin olduğu bir cadde.

Bir başka sıkıntıysa gelir farkı. Eğer paranız varsa ülkenin uzay seviyesindeki olanaklarından faydalanabiliyorsunuz, ama paranız yoksa bazı şeyler gereksiz pahalı. Mesela ülkenin başka bir şehrine üç parça kağıt yollayacaksınız, en dandik firma 100 TL istiyor, ama ulaştırmaları birkaç gün sürüyor. Ertesi gün ulaşsın istiyorsanız DHL’e veriyorsunuz 170 TL. Tekstilin pahalı olduğunu zaten her fırsatta söylüyorum. Kumaşı çok kaliteli olmayan bir tshirtün fiyatı 100 TL olabiliyor mesela. Bir başka gereksiz pahalı olan şey de kiralar. Paylaşımlı evde tek bir odaya ayda verdiğiniz parayla Antalya’da 4+1 eve çıkabilirsiniz mesela. Evet Avrupa’ya ve Amerika’ya göre çok daha ucuz, ama buraya yerleşmek gibi bir düşünceniz varsa kazancınızın bazı pahalılıklar karşısında ayakta kalabileceğinden emin olmalısınız.

https://d.ibtimes.co.uk/en/full/1411467/cape-towns-crime-ridden-khayelitsha-township.jpg Cape Town’ın böyle bir gerçeği de var, ama işte turizm şirketleri buralara tur mur düzenliyor anca, sanki burada yaşayan insan değil de heykel.

Bir diğer sıkıntı da ulaşım. Evet, şu yazımda şehir içinde ulaşım olanaklarından bahsetmiştim, yani ulaşım yok değil. Ama mesela yine Avrupa ile kıyaslarsak, canınız istediğinde otobüse atlayıp bir başka şehre gidemiyorsunuz. Kasabalara ve doğal güzelliklere ulaşımın benim bildiğim tek yolu araba. Gerçi diğer Afrika ülkelerine göre Güney Afrika karayolu ağı açısından çok daha iyi durumda. Mesela Mozambik gibi ülkelerde seyahat etmek için 4×4 arabanız olması gerekirdi.

Irkçılık hala var mı, bence yüzeyde olmasa bile pek çok alanda bir ayrışma var. Siyahilerin genelde düşük maaşlı işlerde çalışıyor olması (özellikle hizmet sektöründe), siyahilerin ve beyazların ayrı ayrı mekanlarda takılmaları bunların basit örnekleri. Devlet içerisinde ise belli başlı gerilim sebebi durumlar oluyor. Mesela siyasi partilerden biri beyazlara düşman olduğunu açıkça belli ediyor ve başa gelirse bütün çiftliklerini ellerinden alıp siyahilere vereceğini söylüyor. Yani aslında apartheid döneminin acısını şimdiki nesilden çıkarmak isteyen bir kesim yok değil. Tıpkı apartheid’i kendi kafalarında hala devam ettiren ve siyahilere tepeden bakan bir kesim olduğu gibi. Ama en azından çoğunlukta değil bu kişiler.

Kuraklık sorunu eskisi kadar kötü değil, son iki aydır feci yağmur yağıyor. Barajlar yüzde 40 seviyesine kadar dolmuş, ki yüzde 17’ye düşmüştü bir ara. Kış devam ettiği sürece sorun olacakmış gibi durmuyor. Yaşasın, artık 15 dakikalık duşlarım yüzünden vicdan azabı duymak zorunda değilim!

Tüm bunları bir araya getirdiğim zaman genel olarak hayatımdan memnunum. İnişli çıkışlı oluyor yurtdışında yaşayan her insanınki gibi, instagram’dan paylaştıklarım sadece eğlenceli kısımlar ama inanın ki buradaki hayatım bundan ibaret değil. Master programım yoğunlaştı ve özellikle son 3 aydır yoğun bir şekilde aşama kaydetmeye çalışıyorum. Eylül ayına kadar ilk bilimsel makalemi yetiştirmem lazım mesela. Mart ayına kadar da ikinci makale ve tezin bitirilmesi. Sonrası doktora. Ama çok fazla soru alıyorum, Cape Town’da daha ne kadar kalacağıma dair. Gerçekten bunun planını yapmadım henüz, duygusal düşünürsem başka cevap vereceğim, mantıklı düşünürsem başka. O yüzden yüzde kaç mantıklı yüzde kaç duygusal düşüneceğime zamanla karar vereceğim.

Amma saçmaladım sanki, neyse fikriniz sorunuz vs varsa yorum kısmına bırakın bari.

6 thoughts on “Cape Town’a ve Kendime Ait Adil Bir Değerlendirme

  1. Bence cok icten bir yazi olmus, makale ve tezlerinde basarilar. Yurtdisinda master yaparkenki degisik ruh halleri cok normal hele iyice farkli bir cografyada

    1. Çok teşekkür ederim 🙂 ben de bunu sürekli kendime hatırlatarak kendimi telkin etmeye çalışıyorum.

  2. 2008’de 3 ay kalmıştım Güney Afrika’da. 1 ayını Cape Town’da geçirdim. Harika bir yer gerçekten. Yanlış hatırlamıyorsam 2005’te En Yaşanılabilir Kent gibi bir ödülün de sahibi olmuştu.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
30 + 17 =


*