Cape Town’da Fetret Devri

Aralık sonu- Ocak başı civarında yaptığım Garden Route gezisi sonrasında Cape Town’a döndüğümde artık yeni eğitim-öğretim yılına hazırdım- ya da öyle sanmıştım. Haftalardır takmakta ve taşımakta olduğum pembe gözlüğüm birden düşüverince yetişkin olmakla olmamak arasındaki ipte slackline yapmaya başladım.

Ocak ayının ortasında okul açıldığında ilk işim kaydımı yaptırmaktı. Böylece yıllık bursumdan avans alabilecektim. Gezi sırasında çok para harcamadığım için elimde para kalmıştı ancak yine de Şubat ayının başında ödenmesi gereken bir kira vardı.

Derken Bo-Kaap’taki ev sahibimiz Sevinç Abla’nın Mart ayında Filipinler’e yerleşeceği kesinleşti. Böylece bizim de Mart ayından önce evi boşaltmamız icap edecekti. Dolayısıyla hazır yaklaşık iki ayım varken önceden ev arayayım dedim, son dakikaya bırakılacak işlerden birisi değil bu.

Öncelikle şunu söyleyeyim, Cape Town’da kiralar tahmin edebileceğinizden pahalı. Bir de TL’ye çevirirken şöyle bir sorunsalla karşılaşıyoruz; politik olaylar dolayısıyla Türk parasının değeri azalırken Rand’ın değerinin artacağı tuttu. Benim ilk geldiğim gün 1 TL 4 Rand ederdi, sonra öyle keskin bir artış oldu ki Rand’da, bir anda 1 TL 3.20 Rand oldu. Dolayısıyla özellikle Türkiye’den “ay yaşasın dolar, euro kullanmayan ülke, har vurup harman savurayım” diye gelmeden önce biraz düşünmek isteyebilirsiniz.

Kimbilir ne kadardır buranın kirası

Neyse, kur konusunu netleştirdiğimize göre asıl konuya dönelim. Kiralar diyorduk, Türkiye ile karşılaştırdığınızda pahalı. Bo-Kaap ya da Observatory gibi orta karar yerlerde paylaşımlı apartmanda tek bir oda tutmanın bedeli aylık 1300 TL’den başlıyor an itibariyle. 1000 TL ya da daha ucuza oda bulabileceğiniz apartmanlar ise Cape Flats denilen, Übercilerin ve taksicilerin girmeyi reddedebileceği, township olarak adlandırılan teneke mahallelerin bulunduğu yerler. Bunu tabi ki aşağılamak için söylemiyorum ancak suç konusunda ortada rakamlar ve haritalarla ispatlanmış bir gerçek varsa bir öğrenci olarak bunu da düşünmek zorundayım. Bu arada Sea Point ve Camps Bay gibi bölgelerdeki kira ve ev fiyatlarına hiç girmeyeyim, boşuna parmaklarımı yormayayım. Zaten gumtree isimli siteden ya da Facebook’da Huis Huis isimli sayfadan fiyatlara bakabilirsiniz.

Derken buraların Cihangir’i, Balat’ı tadındaki Observatory’de uygun kiraya bir ev bulmayı başardım. Daha doğrusu çok odalı geniş bir evde bir oda, ortak mutfak ve ortak banyolar. Görmeye gittiğim üçüncü evdi ve üç ev içerisinde en temiz ve nezih görüneni buydu. Evin çok salaş ve güzel bir ortamı vardı, hele ki kanepelerin olduğu ortak bir oturma alanı olması bana oldukça iç açıcı geldi. Observatory ise aslında oldukça hareketli bir yer, elimin altında kahve dükkanları, restoranlar, barlar, marketler, kuru temizleme, mağazalar ve hatta kütüphane bile var. Dolayısıyla “al gülüm ver gülüm” şeklinde anlaştık. Tek pürüz, bir hafta içinde hem depozitoyu hem de ilk ayın kirasını vermek zorunda oluşumdu.

Öte yandan Ocak ayının ortasından beri bu sene için kaydımı yaptırmak amacıyla okulun çeşitli ofisleri arasında gide gele bacaklarım o kadar terledi ki afedersiniz pişik oldum. Nasıl ki bir arkadaşınızı tanımanın en iyi yolu onunla tatile çıkmaksa okuduğunuz okulu tanımanın en iyi yolu da kayıt ve burs ile ilgili birimlere işinizin düşmesidir. En son saçma sapan bir formalite hatası yüzünden bursumu zaten geç ödeyeceklerken bir hafta daha geç ödediler.

Tabi para konusundaki yaşadığım bu olağanüstü sıkıntı neredeyse üç hafta sürdü. Bu süreçte kendimi çok sorguladım aslında. Yaptığım şeyi, okuduğum okulun bana öğrenci ve birey olarak verdiği değeri, karşılığında benden bekleneni, paraya verdiğim değeri. Geçtiğimiz 7 ay boyunca Cape Town’da orta karar bir öğrenci bütçesiyle gayet de güzel geçinebiliyor, kendimi çok kısmadan hesaplı bir şekilde gezebiliyor ve eğlenebiliyordum. Ama hem yeni eve taşınmayla gelen depozito, kira artışı, kendi yemeğini pişirme masrafları (önceki evde kiraya yemek de dahildi), hem Türk lirasının Rand’a karşı neredeyse 25% değer kaybetmesi (sonuçta ailemden TRY olarak aldığım yardımın bana çok önemli katkısı var) hem de bursumun uzun bir süre yatırılmayışı beni büyük bir bunalıma sürükledi.

Yabancı bir ülkede bazen yapayalnız hissedebiliyorsunuz, ne kadar aileniz, yakın arkadaşlarınız olursa olsun zor durumlarda yardım istemeye çekiniyorsunuz, ne tepki vereceklerini bilemeyebiliyorsunuz. Psikolojiniz yıpranıyor, etrafınızdaki her şey, karşıdan karşıya geçerken size yol vermeyen araba, vaktinden geç gelen shuttle, uzun süre yanmayan yeşil ışık, konuştuğunuz insanlar vs vs size olduğundan daha çok batmaya başlıyor. Negatifi çekiyorsunuz adeta. Kısa süreli de olsa bir ömür gibi gelen ufak çaplı bir geçim sıkıntısı yaşadım ve bunu devamlı yaşayacak olmak hayattaki en büyük korkum. Parayla mutluluk satın alınmaz diyoruz ama mutsuzluk satılabilir bence gayet.

O kadar ki buradaki geleceğim hakkında hatta genel olarak geleceğim hakkında uzun uzun düşüncelere itildim. Mesela doktoramı burada mı yapmalıyım. Evet, doktorada masterda aldığım paranın neredeyse iki katını alacağım ama o paradan gene bir sürü kesinti cart curt olacak. Hani master desen 2 yıl idare edilebiliyor ama doktora 4 yıl. Ve insan 30’una gelip de artık ailesinden para istememeli sanki. Dolayısıyla her ne kadar hocam doktorada benim burada kalmamı istediğine dair her görüşmemizde göndermeler yapsa da, ben gözüm kapalı evet diyemiyorum.

Buradaki geleceğimi sorgulatan bir diğer durum da su sıkıntısı. Cape Town’daki su sıkıntısı o kadar anormal bir hale gelmiş durumda ki Facebook’ta Güney Afrika’nın yamyamlar diyarı olduğunu sanan, Cape Town’ın T’sini bile duymamış insanlar Cape Town’daki kuraklık tehlikesini anlatan haberleri paylaşıyor.

Bilmeyenler için de kısaca açıklayayım. Geçtiğimiz iki üç yıl içerisinde su kullanımının artması ve kış mevsiminde beklenenin çok altında yağmur yağması nedeniyle an itibariyle barajlardaki su oranı 17%ye indi. Kullanım bu şekilde devam ederse Nisan ayında suyun tamamen biteceğini söylüyorlar. Hatta Mayaların kıyamet gününü 21 Aralık 2012 olarak belirlemesi gibi burada da Day Zero gibi birşey belirlenmiş. Bu süreçte tam olarak ne olacağına dair bir bilgim yok. Tek bildiğim şehirde oteller ve hastaneler dışında büyük çaplı ve uzun süreli su kesintileri olacağı. Daha şimdiden ortalık karışmış durumda. Su kullanımını kısıtlamamız için çılgın önlemler almamızı istiyorlar. Şöyle ki, bir kişinin günlük su kullanımı 50 litreyi geçmemeliymiş. Bu 50 litre ile yapabilecekleriniz baya kapsamlı(!). Mesela günde 1 kere sifon çekme hakkınız varmış. Ve 90 saniye duş alabiliyormuşuz. Ulan benim suyu ayarlamam 90 sn sürüyor be. Hadi onu geçtim bir kere sifon çekmek ne yahu? Güney Afrikalıların son günlerdeki sloganları şu: “If it is yellow, let it mellow.” Yani diyorlar ki, küçük tuvaletini yaparsan sifonu çekme, bırak dağınık kalsın, boşver (diye bir şarkı vardı). Dolayısıyla Cape Town’da iş yerinde, evde ya da okulda tuvalete girerseniz “AA gerizekalı cahil çişini yapmış sifonu çekmeyi unutmuş” diyebilirsiniz, ama muhtemelen sifonu bilerek çekmemiş olacaklar.

Gerçekten bu konuyu nasıl çözecekleri hakkında bir bilgim yok. Okyanustaki suyu arıtmak (desalination) için tesisler kurulduğunu duymuştum, ancak bu tesislerin kurulması birkaç ay sürecek ve kesinlikle Nisan’a yetişmeyecek. Başka bir yöntem de diğer eyaletlerden su getirtmek ama fiziksel olarak bunu da tam canlandıramıyorum kafamda. Mühendislik bilgim tam yetmiyor yani.

Neyse, kısacası tüm bunları düşündüğümde durduğum yerde çıldıracak noktaya geldiğim, paniklediğim, “burada ne işim var ya” diye kendime sorduğum olmuştu birkaç kez. Bir de kendi hayatımı bazen Instagram’da gördüğüm parlak hayatlarla karşılaştırıp “istesem böyle parlak hayatlar yaşayabilir miydim?” diye sorguladığım oluyor, hani diyorum ki mesela başka bir işim olsaydı kurumsalda falan, belki daha iyi para kazanır ve tamamen bağımsız bir ekonomik duruma sahip olurdum. Ama araştırma yapmayı da seviyorum, her ne kadar okul öğrencilere hak ettiklerinden daha az para ödese de. Ya neyse kısacası beynim karışık, bir ev taşıyacağım diye allak bullak oldum.

Bir de üstüne üstlük geçen haftadan beri vücudumun farklı farklı yerlerinden farklı farklı hastalıklar edindiğim için ayrıca bir sinirim bozuldu. Vasfiye Teyze’ye döndüm desem yerindedir, somurtkanlıkta çığır açtım. Bazı insanlar psikolojik olarak zorlandıkları anlarda bile günlük işlerine rahatça odaklanabilir, bende öyle değil, ben koyverip gidiyorum ve uzay boşluğunda buluyorum kendimi. Bu kafalarımın en kısa zamanda normale dönmesi dileğiyle.

Sanırım kendimi biraz daha sağlama almak için okul dışında da yapabileceğim part-time ya da freelance işlere bakınacağım.

9 thoughts on “Cape Town’da Fetret Devri

  1. Merhaba Emre . Ben Sebiha Mersin’den . Nasılsın? Evini taşımışsın, yazını okudum. Hadi hayırlısı diyelim kendine iyi bak.

  2. Cape Town’ı bilirim, Jo’burg’a benzemez, özellikle iklimi Akdeniz insanına zordur, tabii güzellikleri vardır ama turist kimliğiyle bir dolanırsın iki dolanırsın sonrasında pek bir şey ifade etmez, bağlık bölgelerinde piknik yaparsın, Table Mountain ilgini çeker, iki okyanus suyunun karışmadığı noktayı ziyaret edersin, zaten görmek için çıktığın zirve noktada kıçın buz keser, rüzgârın şiddetinden ha uçtun ha uçacaksın, demir çubuk korkuluğa yapışır, adım adım geri inişi başarmaya çalışırsın. Kara Afrikalıların yaşam ve konuşma tarzına şaşırır, bunlar mı ezilenlermiş dersin, genelde insanına gelince, dünyanın her yerinde olduğu gibi iyiler olduğu gibi kötüler de vardır. Türkiye’nin ekonomisi har vurup harman savurmaktan, milli servetin çarçar edilmesinden, çalınmasından dolayı ne kadar gizlenir, üstü örtülmeye çalışılırsa çalışılsın battı batıyor en azından gemi yan yattı ki döviz kurları ve paralelindeki acı reçete, ilân edilen değil gerçek enflasyon bunu gösteriyyor, tabii anlayana ve görmek isteyene. Senin de güzel kardeşim oralarda bundan etkilenmemen tabii imkansız. Ne işin vardı da Allah’ın Cape Town’ına gittin, eğitimin için ne ekstralık gördün de gittin demeyeceğim çünkü herkesin yaşamı, şartları, ruhsal durumu farkllıdır hatta dönemsel olarak ta değişir. Abi olarak naçizane önerim, madem oradasın kal. Hepimiz yurtdışı eğitimimiz süresince öyle böyle senin benzerini yaşadık. Madem parasal zorluk başladı ve canını yakıyor, gece gündüz, full time, part time, barda, cafede, bulaşık, ütü, ders vermek, baby sitting, şoförlük, manav-bakkal-market çıraklığı, Türk işletmeci yanında büro işi vesaire vesaire İş bul, kaçak maçak, çalış, kazan, mevcud gelirine destek olsun, insan tanı, sosyalleş, kapı kapıyı açar. Yok ben bunların hiçbirini yapamam diyorsan da atla ilk uçağa evine dön. Yanaklarından öperim.

    1. Teşekkürler önerileriniz için, zamanı gelince ölçüp tartacağım ve geleceğim için en doğru olduğunu düşündüğümü kararı vereceğim 🙂

  3. Yurtdisinda egitim cok zengin ailesi olanlar haric her ogrenciye zor. Part-time calismak veya loan kacinilmaz son.
    Su ise Cape Town’a ozgu olmus 🙁
    Doktora icin Kuzey Amerika’ya gelin bence 🙂

    Alakasiz not: bence Kova burcusunuz

    1. Doktora için Kanada ya da Avusturalya düşünüyorum, ABD ile vize sıkıntım oldu zamanında bir daha aynı ateşe kendimi atmak istemem. Bu arada burcumu nasıl bildiniz 😀

  4. Evet sizinle konusmustuk Amerika vize konusunu facebook’da. Ben de 1 yil gec gelebilmistim okula baska sebeblerden.
    Avustralya’yi ben de dusunuyordum ama uzun uzun arastirip orada MD-PhD olarak okuyan biriyle konustuktan sonra vazgectim 🙂
    Ahaha Ben Ikizlerim. Kova ve Terazileri hissediyorum hemen. ABD’ye okumaya diye geldim ama yanlislikla psisik mi oldum ne

    1. aaa evet hatırladım 😀 Avusturalya konusunu vakti gelince konuşalım, neden vazgeçmiş ki merak ettim 🙁

  5. Basvuru donemi gelince hatirlat uzun bir mail atayim 😀
    Kisaca, fund’larin & is imkanlarinin cok az olmasi ( pharma, biotech ve science alaninda) ve yuksek egitime deger vermemeleri diyebilirim. 2 yillik college ve dil okullarina focuslar ; gocmenlige giden yol oldugu ve yabanci ogrencilere acikca “cash cow” dedikleri icin.
    Yasam tarzi da etkili tabi bu sonucta 😉

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*