Cape Town’da Kapalı Havada Yapılacaklar Vol 2

Evet efendiim, siz yok efendim bahar geldi, yok ilk cemre düştü, yok sakuralar açtı, yok karpuz kabuğu denize değdi derken dünyanın bu köşesinde havalar inanılmaz derecede hızlı bir şekilde soğumaya başladı. Hatta inanmazsınız, arada yağmur bile yağıyor.

Cape Town’da kapalı havada yapılacaklarla ilgili yazdığım ilk yazıdan sonra yeni yerler de keşfettim, ne var ki buraya yazma fırsatım henüz olmamıştı. Bu yazımda yine değişik kafelerden, müzelerden ve yemek marketlerinden ve daha nicelerinden bahsedeceğim.

ZEITZ MOCAA: BIR ACAIP MUZE

Burası 22 Eylül 2017’de dünyanın en büyük çağdaş Afrika sanatı müzesi olarak açıldı. Hatta açılış günü giriş bedava olduğu için soluğu burada almıştım. Jochen Zeitz isimli bir iş adamı bu müzenin yapılmasına 500 milyon rand gibi bir katkı sağlamanın yanında sanat koleksiyonunu da buraya bağışlamayı ihmal etmiyor. Bu koleksiyonda Afrikalı ressamlara ve fotoğrafçılara ait eserler yer alıyor. Müze gerçekten çok büyük ve gezilecek 4-5 katı var. Hatta ben artık bir noktada yorulup en üst katına çıkmış ve terasındaki kahveciye oturup kahve içmiştim. Kahveleri ve manzarasının da muhteşem olduğunu dipnot olarak ekleyeyim. Mimarisi ise ayrı bir değişik. Müze Waterfront’un Silo District bölgesinde yer alıyor, giriş ücreti kişi başı 180 R, ama resmi tatillerin olduğu bazı günler bedava oluyor. Bu arada müzenin içi gerçekten La Sagrada Familia’yı andırmıyor mu?

SOUTH AFRICAN ASTRONOMIC OBSERVATORY: CAPE TOWN’IN ASTROFİZİK MERKEZİ

Yeni taşındığım Observatory bölgesine adını veren bu gözlem evi 1972 yılında NRF (National Research Funding- ki benim bursum da buradan geliyor) tarafından kurulmuş ama binanın kendisi 1820 yılında inşa edilmiş. Burada astrofizik alanında dünya standartlarında çalışmalar yürütülüyor. Aslında merkezi (headquarter) Observatory’de ama gözlemlerin yapıldığı asıl teleskoplar Cape Town’a 370 km uzaklıktaki Sutherland’de yer alıyor. Observatory’deki merkezlerinde de bir adet teleskop var, hava karardıktan sonra gittiğinizde yıldız takımlarını ve yakındaki gezegenleri görme fırsatınız oluyor. Ayrıca 70li ve 80 li yıllardaki araştırmalarda kullanılan aletler ve dökümanlar sergileniyor. Bir önemli bilgi daha, her ayın ikinci ve dördüncü cumartesi günü akşam saat 8’de astronomi ve astrofizik alanında 45 dklık konuşmalar gerçekleşiyor, ilginizi çekiyorsa kesinlikle kaçırmamanızı öneririm! Turlar hakkında bilgi için de şu siteyi ziyaret edin http://tours.saao.ac.za/

 

GROUND ZERO MARLEY’S COFFEE: BOB MARLEY AMCANIN İZİNDE 

Observatory’de Honest Chocolate’ın yerini dolduracak, ders çalışabileceğim ve midemi de bayram ettirecek yer burası! Observatory halkı aslında bir komünite halinde, herkes birbirini bir şekilde tanımaya başlıyor bir noktadan sonra. Dolayısıyla aslında buraya geldiğimde mutlaka insanlarla muhabbet ederken buluyorum kendimi. Büyük çoğunlukla reggae müzikleri çalan bu mekana dair en sevdiğim şey bitki çayları oldu. Dünya üzerinde sadece Western Cape ya da Eastern Cape’te yetişen bitkilerden yaptıkları şifalı ve enerji verici bitki çayları var. Hatta doğal antidepresan görevi gördüğü kanıtlanmış bir bitki çayı bile mevcut. Ayrıca vegan kekleri, kahvaltıları, yemekleri ve kahveleri, bir de sıcak beyaz çikolataları. Burayı övmeye doyamam desem yeridir.

KALK BAY: VINTAGE CUMHURIYETI

Muizenberg ile Simon’s Town arasında kalan bu bölge tam da benim emekli olduğumda yerleşmek isteyeceğim türden bir yer. Burada en çok sevdiğim şey yol boyunca yan yana dizilmiş bir sürü antikacı ve sahaf olması oldu. Özellikle eski ve tozlu kitaplara ilginiz varsa burada kesinlikle tatmin olacaksınız. Aralara da yine minik minik salaş kafeler serpiştirilmiş. Ben ki dükkan gezmeyi sevmeyen, kapalı alana girince 15 dk sonra terlemeye başlayan biri olarak bu dükkanları çok sevmiştim. Yolunuz düşmüşken çok çok yakınında bulunan Rhodes Cottage Museum’u da ziyaret edin. Burası İngiliz Cape Colonisi’nin başındaki Cecil Rhodes’un (ki hatta Kral ve Kraliçe bölgedeki başarılarından dolayı Zimbabwe ve çevresine o zamanlar Rhodesia adını vermiş..) son günlerini geçirdiği evi ziyaret edin. İçerideki görevlinin anlattıkları sayesinde Rhodes ve genel olarak Güney Afrika tarihi hakkında etraflıca bilgi edinme fırsatım olmuştu.

MOJO MARKET: YEMEK, YEMEK VE DAHA ÇOK YEMEK

Hazır laf tıkınmaktan açılmışken tıkınma konseptinden devam edelim. Cape Town’da ve çevresinde çok fazla yemek pazarı var, ancak bunlardan bence en güzeli Sea Point’teki Mojo Market. Pazar da dahil olmak üzere haftanın her günü açık, hem de geç saatlere kadar. Çeşitli yemek, tatlı ve kıyafet standları mevcut. Baskin Robbins isimli dondurmacısının dondurmaları ve tatlılarına ayrı bir hayran olmuştum. Bir de genelde haftasonları burada canlı müzik yapılıyor, aklınızda olsun.

BEDAVA YOGA DERSLERİ

Bu Whatsapp gruplarında ve Facebook’ta sıkça denk geldiğim bir şey bu. Cape Town’da çok sayıda yoga stüdyosu var ve genelde haftanın belirli günleri bedava yoga dersleri veriyorlar. Sadece 15-20 R gibi bir rakama mat ve havlu kiralıyorsunuz elinizde yoksa. Ben birkaç hafta kadar merkezde bulunan YogaZone isimli bir stüdyoda her Perşembe yoga derslerine gidiyordum. İçeride 40 dereceye kadar ısıtılmış buharlı bir odada 45 dakika süren seanslar oluyordu. Sonra stüdyoyu alakasız bir yere taşıdılar ben de taşındım vs vs derken (bahaneler bahaneler). Neyse, eğer yoga ve meditasyona meraklıysanız yoga stüdyolarını mutlaka araştırın.

BO-KAAP’TA YEMEK WORKSHOPLARI: YETMEDİ BİRAZ DAHA YEMEK

Bunu Bo-Kaap’ta kaldığım dönemdeki ev arkadaşlarımdan biri denemiş, ama ben şahsen denemedim. Burada yaşayan müslüman Cape Malay halkının gerçekten çok ilginç bir damak tadı var. Asya, özellikle Hint esintileri var ama o kadar acı da değil, bilakis bazı yemeklerin sosları haddinden fazla tatlı olabiliyor. Her damak tadına hitap etmese de Bo-Kaap’ta evini turistlere açan bazı yerliler meraklısına yemek dersleri vermeye karar vermiş. Mesela arkadaşımın gittiği ders 3 saat sürmüş ve toplamda 825 R ödemiş (nakit kabul ediliyor sadece). Bir günlüğüne bu eğlenceli aktiviteyle kendini şımartmak isteyen olur diye linki buraya bırakıyorum. http://www.bokaapcookingtour.co.za/food.html

DISTRICT SIX MUSEUM: APARTHEID HAKKINDA HERŞEY

Güney Afrika’ya gelip de Apartheid hakkında bilgi edinmeden olmaz. Şehir merkezine çok çok yakın olan bu bölge 20 yüzyılın başlarında farklı ırk ve statüde insanların bir arada yaşadığı bir alanmış. Kültür çeşitliliği nedeniyle şehrin eğlence merkezi konumundaymış hatta. Ne var ki burası 1966 yılında “white only” olarak ilan ediliyor, yani sadece beyaz ırka mensup kişilerin yaşayabileceği bölge. Dolayısıyla diğerleri evlerini boşaltıp kendilerine uygun görülen ve çoğu şehirden çok çok uzak olan (bugünkü teneke mahallelerin olduğu) bölgelere yerleştiriliyor. Bir de kart sistemi uygulaması başlıyor, beyaz olmayanların belli başlı yerlere girmeleri için yanlarında kimlik kartı gibi birşey taşımaları gerekiyor. Bu döneme ait bütün detayları District Six müzesinde bulabilirsiniz. Binası bana uzaktan biraz küçük gelmişti ama içerisinde gezilecek çok fazla şey var, o yüzden birkaç saatinizi buraya mutlaka ayırın.

GIBSON’S: 120 MILKSHAKE’Lİ MENÜ MÜ OLURMUŞ!

Yok ya şaka yapmıyorum, basbayağı milkshakeler için ayrı bir menüsü var, içinde tam 120 adet milkshake çeşidi var. Aklınıza gelebilecek her türlü şeyden milkshake yapmış adamlar. Yemeklerine zaten diyecek yok ama canınız tatlı bir şeyler çektiğinde Waterfront’taysanız aklınıza ilk gelen yerlerden biri burası olmalı. Yalnız milkshake gerçekten çok doyurucu, dolayısıyla yanına büyük bir porsiyon yemek alırsanız muhtemelen bitiremeyeceksiniz. Milkshake fiyatları genelde 55-65 Rand arası değişiyor.

Aslında aklımda buraya yazacak daha bir sürü şey var ancak bunları yazmadan önce kendim denemek istiyorum. Onlar da bir sonraki yazıya artık.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
3 × 16 =


*