Cape Town’da Rehabilitasyon Turizmi

Bu aralar Cape Town ve Güney Afrika’ya dair seyahat ve tatil dışında konseptler hakkında yazılar yazmaya niyetlendim. Boş vaktimde böyle ilginç ilginç konularda araştırma yaparak hem kendim yaşadığım yerle ilgili bilgi sahibi oluyorum, hem de blog yazılarımı okuyan ve buraya yerleşmek isteyen insanlara da fikir vermiş oluyorum. Turizmin ülke gelirine katkısı hakkında merak ettiğim şeyler vardı mesela.

Turizmin Cape Town ve Güney Afrika’nın ekonomisindeki yeri herhalde tartışılmaz bir gerçek. Ancak yabancıların Cape Town’ı ziyaret etmelerinin tek nedeni tatil değil. Tatil, dil eğitimi ve iş seyahati gibi sebeplerin ardından yüzde olarak en yüksek seyahat nedeni rehabilitasyon olarak görülüyor. Özellikle Avrupa ülkelerinden Cape Town’a inanılmaz bir akım oluyormuş nedense. Fin24 diye bir gazetede okuduğum bir haber beni oldukça şaşırttı. Hollanda gibi insanların her bakımdan refah içinde yaşadığı medeni bir Kuzey Avrupa ülkesi her ay ortalama 250 vatandaşın Cape Town’daki rehabilitasyon merkezlerine gittiğini söylüyor. Bunu söyleyen de Hollanda’daki bağımlılıkla mücadele organizasyonlarından birinin CEO’su düşünün. Başka bir habere göre İngiltere’de modeller, kraliyet ailesinin ya da sosyetenin önemli isimleri de Cape Town’ı tercih ediyormuş ki bunların arasında Prens Charles’ın torunlarından biri var.

Peki neden bu Avrupalılar bağımlılıkla mücadele için kalkıp da dünyanın öbür ucuna geliyor, ne mana? Bu sebeplerin başında tahmin edersiniz ki birinci olarak maddiyat geliyor. Şöyle ki; Cape Town’daki ortalama tedavi ücretleri Avrupa ülkelerindeki ortalama ücretlerden yüzde 65 daha ucuzmuş. Örnek vermek gerekirse, Londra’nın hemen dışında kalan Priory Hospital isimli aşırı saygın hastane hastalarından haftalık 60bin ile 100bin Rand arası bir ücret istiyor. Ama Güney Afrika’daki bir başka klinik 32 günlük bir iyileşme programı için 46 bin Rand istiyor. Özellikle Avrupalı elit ve zengin kesim paraları olmasına rağmen burayı tercih ediyor. Ücretin yanındaki bir diğer neden fiyattaki düşüşe rağmen tesislerdeki olanakların dünya standartlarında olması. Mesela Cape Town’daki klinikler hastaların tedavilerine yardımcı olacak şekilde tam donanımlı ve doğayla iç içe bir hale getirilmiş. Constantia bölgesinde yer alan Recovery Direct bunlardan biri. Şömine bile barındıran lüks odaların yanı sıra havuz, oyun salonu, spor salonu, sinema, yoga ve meditasyon odaları ve geniş bir bahçesi mevcut. Bu sayede hastaların tedavi süreçlerinde günlük hayatlarına fonksiyonel bir şekilde devam edebilmeleri amaçlanmış.

Recovery Direct’deki odalardan biri

Tabi işin içinde Cape Town faktörü de var. Zaten Cape Town’ın doğayla ne kadar iç içe bir şehir olduğunu ve açık havada yapılacak sporlara ne kadar elverişli olduğunu daha önce şu yazımda da belirtmiştim. Dolayısıyla buraya tedavi olmaya gelen biri yürüyüş, tırmanış, surf ve daha pek çok spor olanaklarından yararlanabiliyor, hatta klinikler genelde bu tarz aktiviteleri terapi programlarının zorunlu parçası haline getiriyor.

Tabi Güney Afrika statü olarak birinci dünya ülkesi ya da gelişmiş ülke olmadığı için insanın aklına şu da geliyor: Buradaki tedavi ne kadar bilimsel olabilir ki? Ya da, kesin böyle ruhani ve dinsel bir tedavi yöntemi uygulanıyordur. Aslında tam tersi olduğunu söylesem yeridir. Recovery Direct kliniğinin yönetim kadrosundan travma uzmanı psikyatr Vaughn Pankhurst’a göre, madde bağımlılığına yönelik tedavi süreçlerinde çoğu klinik sadece bağımlılığı tedavi etmeyi amaçlıyor. Ama asıl önemli olan şey, yani kişiyi o bağımlılığa iten neden ya da nedenler gözardı ediliyor. Bunun en çok göze çarptığı yöntemlerden biri Alcoholic Anonymous isimli organizasyonun oluşturduğu 12 adımlık program. Bu adımların içinde kişinin tanrı ile iletişimini kuvvetlendiren adımlar var mesela. Bu biraz şeye benziyor, hani tövbe edip af dileyip günahlarından arınma durumu. Ee, peki adam ateistse ne olacak? İşte bu gibi durumda saçma bir ayrımcılık meydana geliyor. Pankhurst’a göre Hristiyanlık kartını oynayan çoğu klinik kalıcı tedavi sağlayamıyor. Bu nedenle başında bulunduğu Recovery Direct’de hem bağımlılığın semptomlarını hem de bağımlılığa yol açan nedenleri kökten çözmeyi amaçlıyor. Sonuçta burada önemli olan beynin fonksiyonelliğini geri kazanmak ve nöral yollardaki bozuklukları düzeltmek (amma da tıp terminolojisi kastım). Bunun yolu da psikoterapiden geçiyor ki bu da buradaki kliniklerde mevcut. Yine Recovery’den örnek vermek gerekirse, burada psikoterapi bileşeni olan 28 günlük sıkı bir terapi paketi varmış. Korkmayın yolum düşmedi hahaha internet sitelerinde yazıyor zaten bütün detaylar. Zaten bu tarz sıkılaştırılmış terapi paketleri sadece madde bağımlılığı için değil, post travmatik bozukluk, anksiyete, majör depresyon gibi hastalıklar için de yer alıyormuş.

Avrupa’da bu tarz rahatsızlıklarla boğuşan zengin ve tanınmış isimlerin Güney Afrika’yı tercih etme nedenlerinden biri de kendilerini bu şekilde gizli tutabilmeleri ve paparazziden kaçabilmeleri. Mesela İngilere’deki soylu ailelerden birinin en genç varisi tedavi görmek için İngiltere’de bir kliniğe gittiğinde daha çok göz önünde oluyor ve yaptığı her davranış basın tarafından gözetleniyor adeta. Dolayısıyla dünyanın bir diğer ucuna geldiğinde çevresinde herhangi bir baskı olmadan tedavisine çok daha rahat devam edebiliyor. Aynı şekilde Ortadoğu’dan da her sene giderek artan bir talep var. Bunun nedeni de takdir edersiniz ki normalde çoğu Arap ülkesinde alkol ve uyuşturucu kullanımının katı bir şekilde yasak olması. E görünürde bunların yasak olduğu bir yerde kimsenin de bu maddeleri kullanmadığı varsayılırken bu sorunla boğuşan biri kendi ülkesinde nasıl yardım alsın? Dolayısıyla onlar da hoop buraya geliyor.

Güney Afrika’daki ve Cape Town’daki kliniklerin tercih edilmesinin bir başka nedeni de hastalarına ya da danışanlarına uyguladıkları politikanın daha ılımlı olması. Örneğin; gelenekçi kafada çalışan çoğu klinik hala hastalarını tedaviye cevap vermediklerinde tesisten çıkartabiliyormuş, hem de paralarını iade etmeden. Yani madde bağımlılarını genelde korkutma yoluyla kabul ettirmeye ve iyileştirmeye çalışıyorlar. Halbuki insanoğlunda bu tarz davranışlar genelde ters teper değil mi? Ya da bazen bekleme listelerinde aylarca beklemek zorunda kalmak da olası. Cape Town’daki klinikler sanırım geçici başarısızlığın doğal bir sonuç olduğunun farkındalar ki bu konudaki politikalarını ılımlı hale getirmişler. Mesela Constantia’daki Recovery Direct isimli kliniği ele alırsak, insanların izci kampı modunda yaşadığı katı bir ortamdan çok beş yıldızlı bir tatil çiftliği kafasında burası. Toplu terapilerin sıklığını azaltırken birebir ve kişiye özel terapilerin sıklığını arttırmışlar. Yani “hadi tamam madde bağımlılığından kurtardık saldık çayıra mevlam kayıra” yerine “Bağımlılıktan kurtardık şimdi normal hayatlarına sağlıklı şekilde dönmelerini nasıl sağlarız” diyorlar. Kadrolarına bakıldığında sanat terapisi, hipnoterapi, diyetisyenlik, fizyoterapi ve daha pek çok konuda uzmanlaşmış kişiler olduğu varsayılırsa birebir tedavinin aslında kolay bir seçenek olduğu gayet açık. Hatta yemek servislerinde bile hastaya özel davranabiliyorlar, mesela Halal food menüsü mevcut, çünkü zaten kurucusu Müslümanmış. Bunun yanında kişi bir kere gelip tedavi olup çıkmış olsa bile bir daha ihtiyacı olduğunda yeniden kolayca kaydolabiliyor, hatta belki de hayatları boyunca istedikleri kadar sıkıntı yaşamadan kaydolabiliyorlar. Kısacası zaten pek çok sorunla boğuşmakta olan danışanlarına köstek değil de destek oluyorlar.

Sonuç olarak Güney Afrika bazı konularda hala Amerika, İngiltere gibi ülkelerin gerisinde kalmış ve kendi sorunlarıyla boğuşuyor olabilir. Ama dışarıdan göründüğünün aksine çok daha ileri düzeyde çalışmalar yürütülen pek çok alan da mevcut. Bunlardan biri de ağır psikolojik hasar ve travma yaşamış insanların tedavisi için açılmış olan klinikler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
15 + 28 =


*