Kızgın Kumlardan Buz Gibi Okyanusa: Cape Town’ın Plajları

Bu yazıyı yazarken dışarıda inanılmaz bir yağmur fırtınası var, mevsimlerden kış. Boğazımda bakteriler cumhuriyet ilan etmiş. Ama çok değil, bir kaç ay önce her hafta sonu kendimi başka bir plajda bulurdum. Bana göre Cape Town’ın en sevilesi yanlarından biri plajları. Neden diyeceksiniz; halbuki bir Kaputaş gibi, bir Kelebekler Vadisi gibi inanılmaz berrak ve dinlendirici değil buradaki plajlar hiçbir şekilde. Bir kere inanılmaz dalgalı, öyle ki sadece Cape Town değil Güney Afrika’nın bütün güney kıyıları dünyanın en popüler surf noktalarını barındırıyor. Ayrıca su inanılmaz soğuk. Atlas Okyanusu Antartika’dan getirdiği akıntılarla suyun sıcaklığını 15 dereceye düşürmüş. Kulağa normal gelse de bunun ne demek olduğunu anlamak için ayak başparmağınızı suya dokundurmanız yeterli. Diz seviyesine kadar suya girebilirseniz ne ala, hatta iki dakika sonra bacaklarınızda önce keskin bir acı sonra da uyuşma hissediyorsunuz. Ama tüm bunlara rağmen Cape Town’daki plajlar bunaltıcı ve sıcak bir günde uğramanız gereken ilk yerler. O bunaltıcı sıcakta terden yapış yapış olmuşken kendinizi o buz gibi sulara atıp dalıp çıkmak dünyanın en ferahlatıcı hissi. Her yaştan, her kesimden insanın bir arada olması, ailelerin çocuklarını ve köpüşlerini getirmeleri de ayrı bir iç ısıtıyor. Hele o köpeklerin plajda koşturmaları, birbirlerinin popolarını koklayıp kaynaşmaya çalışmaları ve buz gibi suya girince verdikleri komik tepkiler plajdan aklınızda kalacak en güzel anlar belki de.

E hadi o zaman biraz Cape Town’ın plajlarından bahsedelim. Bu yazıda yazacaklarım şimdiye kadar gidip görebildiklerimdir, ama havalar ısınmaya başladığında plaj keşfine devam edeceğim. O zaman bu yazının devamı elbette gelecek.

CAMPS BAY

Table Mountain yani Masa Dağı’nın Atlas Okyanusu’na bakan kısmı 1800lü yılların sonuna kadar “buralar eskiden hep dutluktu” denilecek durumdaymış, yani hiç yerleşim yokmuş. Hatta genelde insanlar buraya avlanmak için geliyormuş. Buraya ilk yol 1884 yılında inşa edilmiş. Bu yol Camps Bay ile Sea Point bölgesi arasında bağlantı sağlıyormuş. Zaten gerisi çorap söküğü gibi geliyor. Bugün Camps Bay Cape Town’ın en lüks yerlerinden biri. Burada Güney Afrikalı zenginlerin yanı sıra pek çok ünlü isim de ev almış. Giorgio Armani de 2011 yılında buradan ev satın almış mesela. Orlando Bloom ve Chris Martin (Coldplay) burayı sık sık ziyaret eden ünlülerden bazıları. Bu arada emlakçıların önünden geçerken görmüştüm, evlerin fiyat aralığı 15-25 milyon Rand arasında değişiyor.

Tidal Pool

Plajlar: Camps Bay’de aslında birkaç tane plaj var. En geniş olanları Camps Bay Beach. Hemen yanı başından işlek bir yol geçiyor ve yolun diğer tarafında yan yana dizilmiş restoranlar bulunuyor. Camps Bay Beach Cape Town’ın en geniş beyaz kum plajıymış bu arada.

Camps Bay Beach’in her iki ucunda da tidal pool denilen havuzlar var. Yani deniz suyuyla doldurulmuş havuzlar.

Yakınlarında da irili ufaklı bir iki plaj daha var. Glen Beach (gitmedim) genelde aşırı dalgalı olması nedeniyle surfçülerin favori mekanıymış. Bir diğeri de Bakoven Beach. Burası da kayalıkların arasında kalmış çok küçük bir plaj. Gözden uzak olduğu için de keşfedilmemiş. Etrafındaki kayalıklardan dolayı da dalga buraya ulaşmıyor, dolayısıyla suyu hep sakin.

Bakoven

Ulaşım: Camps Bay, şehir merkezine arabayla 6.0 km uzaklıkta. Myciti bus ile yine şehir merkezinden 107 numaralı otobüsü kullanarak ulaşabiliyorsunuz. Bu arada özellikle haftasonları deli gibi trafik oluyor burada, haberiniz olsun.

Favori: Cafe Caprice’de milkshake, Colcacchio’da Blu Formaggi makarna (blue cheese’den yapılıyor. Blue cheese tek başına iğrenç kokan bir şey olsa da makarna ve pizza gibi yemeklerde harika gidiyor.

CLIFTON

Zenginlik konusunda Camps Bay’den aşağı kalmayan bölgelerden birisi de Clifton. Buranın en dikkat çekici özelliği evlerin oldukça dik yamaçlar üzerinde kurulmuş olması, öyle ki tepedeki evlere yetişmenin tek yolu daracık merdivenler, ve bu evlerin garajları da olmuyor. Buna rağmen çok rağbet görüyor olmalılar ki fiyat konusunda Camps Bay ile aynı seviyede evler.

Plajlar: Bölgede 4 adet ufak plaj bulunuyor, bu plajlar 1’den 4 e kadar numaralandırılmış ve birbirinden büyük granit kayalarla ayrılıyorlar. Kuzeydeki iki plaj, yani Clifton 1 ve 2, daha dalgalı oldukları için surf ve su sporlarına uygun. Clifton 3 bu plajlar içinde en küçük ve sakin olanı, hemen yanı başındaki 4 ise en büyük ve popüler olanı. Suyun sıcaklığı 12-16 derece arasında değişiyor. Bu plajlar Camps Bay’in aksine ana yoldan uzak olduğu için çok daha sakin ve rahat bir ortam sunuyor ve güneşlenmek için de çok idealler. Ancak şunu da belirtmeliyim ki rüzgar çıktığında bu plajlarda durmak çok zor oluyor, çünkü uçuşan kumlar vücudunuza hızla çarpıp canınızı acıtıyor, oranıza buranıza kum doluyor ve daha bir sürü şey.

Ulaşım: Camps Bay ile Sea Point arasında kalıyor Clifton plajları. Arabayla ister sahilden ister Table Mountain ve Lion’s Head’in arasında kalan Kloof Nek geçidi üzerinden ulaşabilirsiniz. 108 ve 109 numaralı Myciti otobüsleri sahilden Sea Point üzerinden gidiyorlar.

LLANDUDNO

Cape Town’daki en sevdiğim plaj. Camps Bay ve Clifton’a göre çok daha sessiz ve sakin, çünkü şehir merkezine bu ikisinden daha uzak. Adını Birleşik Krallık’ta Kuzey Galler bölgesindeki aynı isimli plajdan almış. Bölgede ortak oturma alanı adına da hiçbir şey yok, ne bir kafe ne bir restoran. Cape Town’da suyun en soğuk olduğu noktalardan biri de burası. Ayrıca dalgaların hırçınlığı nedeniyle burası surfçülerin tercih ettiği bir bölgelerden biri.

Plajlar: Aslında bu bölgede iki tane plaj var. Biri Llandudno Beach, diğeri ise 10 dk yürüme mesafesindeki Sandy Bay. Sandy Bay, Llandudno’ya göre çok daha az keşfedilmiş ama aslında burası bir çıplaklar plajı. Sandy Bay, Llandudno’ya göre çok daha geniş olmasına rağmen yürüyerek ulaşımı biraz daha meşakkatli, o yüzden daha ıssız.

Tepeden LLandudno

Favori: Burayı çok sevmemin nedeni, gözden uzak olması. Ayrıca bu şehirde tanık olduğum en güzel gün batımları da buradaydı.

Ulaşım: Burası şehir merkezinden 15 km uzaklıkta. Arabayla yaklaşık yarım saat sürüyor. 108 ve 109 numaralı Myciti otobüsleri yine Seapoint üzerinden bir saate yakın bir yolculuk sonrasında buraya ulaşıyor.

MUIZENBERG

İşte Güney Afrika’da surfün doğduğu topraklar! Ümit Burnu’nun doğusundaki False Bay, bünyesinde pek çok plaj barındırıyor. En batıda olanı ise Muizenberg. Burayla ilgili en akılda kalıcı görüntü belki de yan yana dizilmiş ikonik renkli kulübeler.  Halbuki bunlar aslında sadece soyunma kabininden ibaret. Neyse, burada surf ciddi anlamda popüler bir aktivite, bundan dolayı bölgede surf malzemeleri alabileceğiniz dükkanlar açılmış. Ama buranın en güzel yanı şu ki surf bilmiyor olsanız bile öğrenmek için buraya gelebilirsiniz. Çünkü burası aşırı geniş bir plaj ve bir kısmında dalgalar daha sertken diğer kısmında daha sakin. Bu nedenle başlangıç seviyesindeki surfçülere de pratik yapma olanağı sunuyor burası. Ayrıca burada surf dersleri alabileceğiniz yerler bile var.

Plajlar: Dediğim gibi, yan yana iki tane bölge var. İlki sahile varır varmaz karşınıza çıkan kalabalık alan, burada kafe ve restoranların yanı sıra surf dükkanları sıralanmış. 2-3 dakika yürüdükten sonra daha tenha olan kısma geliyorsunuz, burası da profesyonel surfçülerin oyun alanı diyebilirim. Bir de benim henüz gitmediğim, Muizenberg’e arabayla iki üç dakika uzaklıktaki St. James bölgesinde yine tidal pool adı verilen, deniz suyuyla doldurulmuş bir havuz mevcut.

Favori: Bu kadar bahsettikten sonra burayla ilgili en sevdiğim özelliğin ne olduğunu tahmin edersiniz (surf). Ayrıca şehir içinde bir kaç yerde daha şubesi olan Tiger’s Milk burada da şube açmış ve ben hayatımda böyle lezzetli bir hamburger yemedim. Bir de ilginç bir şekilde suyun sıcaklığı batı kıyılarındaki plajlara göre çok daha ideal, bu da benim için artı puan.

Ulaşım: Şehir merkezine 27 km uzaklıkta burası. Arabayla 20-25 dakika süren yolculuk toplu taşımayla 1 saatin üstüne çıkıyor. Toplu taşıma demişken, buraya bildiğim kadarıyla otobüs gitmiyor, toplu taşıma anlamında sadece tren var. Daha önce iki üç kere kullanmıştım, uzun sürdüğünü oradan biliyorum. Arabanız yoksa üzülmeyin, gündüz saatlerinde trene binmek tehlikeli değil. Hatta tren kullanımı ile ilgili detaylı bilgiyi ulaşım hakkında yazdığım yazıda bulabilirsiniz.

BOULDERS BEACH

Penguenlerle yüzmek mi dedi biri? Evet ben de ilk duyduğumda çok inanmamıştım. Hatta Simon’s Town’a ilk geldiğimde Boulders Beach’in iki girişi olduğunu bilmiyordum. Benim girdiğim noktada ise penguen popülasyonu çok büyük olduğu için insanların plaja adım atması yasaktı. Sonradan gittiğimde fark ettim ki ikinci bir girişi daha var buranın ve bu giriş muhteşem bir plaja açılıyor aslında. Evet, sayıca belki çok daha az penguen var, ama gördüğünüz zaman da çok daha yakınlarına gidebiliyorsunuz. Buranın girişi 70 Rand.

Favori: Simon’s Town tam böyle emekli olup yerleşmelik bir yer. Küçük küçük dükkanlar ve kahveciler var. Cafe Penguino’da oturup soluklanmanızı tavsiye ederim. Hemen karşısındaki Magic Window ise binbir çeşit dondurma satıyor.

Ulaşım: Burası şehre 45 km uzaklıkta. Özellikle haftasonları Simon’s Town, Kalk Bay, Fishhoek sahil şeridinde trafik oluyor, bu da yolculuk sürelerinin uzamasına neden oluyor. Toplu taşıma ise yine sadece trenle sağlanıyor gibi gibi. Gibi diyorum çünkü normalde bu güzergahtaki trenlerin son durağı Simon’s Town olmasına rağmen nedenini anlamadığım bir şekilde birkaç durak önceki Fishhoek’ta duruyorlarmış. Kısacası buraya mümkünse arabayla gelin siz.

STRAND BEACH

Afrikaans dilinde Strand’in plaj demek olduğunu biliyor muydunuz? False Bay’in diğer ucundaki sahil kasabası Strand’in 5 km’lik bir sahil şeridi var. Zaten burası ezelden beri bir tatil bölgesiymiş. Apartheid dönemine kadar bu bölgede siyahi, melez ve Asyalı popülasyonu oldukça yüksekken, “white-only” yani sadece beyazların girebileceği bir yer haline getirilmiş, diğer ırklar da başka bölgelere nakledilmiş. Bugün Cape Town ve yakınlarındaki en güvenli noktalardan biri sayılıyor burası (tabi böyle deyince sanki farklı ırkların uzaklaştırılmasıyla alakası varmış gibi düşünülüyor, halbuki burada melez popülasyonu ağırlıkta şu an). Kendine ait bir iş merkezi olmasının da bunda rolü büyük sanırım.

Plaj: Suyun yine normal soğuklukta olduğu, dalgaların çok haşin olmadığı bir bölge burası. Strand Beach her yaştan insanların takıldığı bir halk plajı görünümünde. 10 km doğusunda ise Bikini Beach adından bir plaj var, burası da daha çok üniversite öğrencilerinin uğrak alanıymış. Bikini Beach’e henüz yolum düşmedi ancak havalar ısındığında mutlaka ziyaret edeceğim.

Favori: Sahil yolunun hemen öbür tarafında yine yan yana dizilmiş pek çok yer var. The Belgian Waffle House tabi ki başlığında yer alan waffle kelimesinden dolayı benim favorim oldu. Nutellalı waffle mesela favorimdi, Nutella konusunda oldukça cömert olduklarını söyleyebilirim.

Ulaşım: Burası yine merkezden 45 km uzaklıkta. Ben buraya hiç trenle gitmedim ama tren var gibi gözüküyor. Haritaya da şuradan baktım.

BLOUBERGSTRAND

Cape Town’ın biraz kuzeyinde kalan bu bölge de tıpkı Strand gibi bir zamanlar sadece beyazların yaşadığı bir muhitmiş. Cape Town’ın belki de en güzel manzarası burada sanırım, çünkü Table Mountain ve Lion’s Head’i uzaktan yan yana görebiliyorsunuz. Burası Cape Town çevresindeki plajlar içerisinde en dalgalı ve soğuk olanı. Bu nedenle burada windsurfing ve kitesurfing oldukça popüler bir hale gelmiş. Burası su altı yaşamın da oldukça zengin olduğu bir bölge, özellikle ıstakoz ve istiridye bakımından.

Favori: Blue Peter özellikle gün batımı sırasında uğrayabileceğiniz, arada canlı müzik yapılan şık bir restoran.

Ulaşım: Bloubergstrand şehir merkezinin 20 km kuzeyinde kalıyor. T01 no.lu Myciti ile ulaşım sağlanıyor.

Cape Town ve çevresinde daha az bilinen plajlar hakkında da bir yazı yazmaya çalışacağım, ama tabi önce bunlara benim gitmem gerekiyor, bunun için de havaların ısınması gerekiyor. Mikail, sen konuyu biliyorsun!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
6 × 25 =


*