Garden Route 7. Gün: Korkma Anne Ben Atlamadım

Garden Route üzerindeki Bloukrans Köprüsü’nde geçirdiğimiz günü ve diğer günleri detaylı olarak Instagram hesabımdaki storylerde bulabilirsiniz.

Bu başlığı atarken “Mom I’m fine” mottolu bloglardan esinlendim. Ne zaman bir tırmanışa, yüzmeye, ya da heyecanlı bir aktiviteye gitsem ve bunu instagram hikayelerimde paylaşsam bana ilk mesaj atan kişi annem olur, “oo bakıyorum gene hayatını tehlikeye atacak şeyler yapıyorsun, halbuki bize söz vermiştin der.” Arabada story çeksem “Arkadaşın da arabayı fazla mı hızlı kullanıyor ne” der. Neyse.

Peki nereden atlamadım? Macera tutkunlarının Güney Afrika deyince akıllarına gelen ilk üç şeyden biri bungee jumpingdir. Uzaktan mütevazı ve sakin duran Garden Route, aslında dünyanın en yüksek bungee jumping köprüsü olan Bloukrans’ı bünyesinde barındırıyor. Bu köprünün yüksekliği tam 216 metre. Dünya üzerinde de genel olarak üçüncü en yüksek bungee jumping noktası. İlki İsviçre’deymiş sanırım.

Peki ne bu bungee jumping? Bilmeyenler için dipnot düşeyim, bacak ve belinize birşeyler bağlayıp diğer ucunu da esneyen bir ipe bağlıyorlar, sonra sizi yüksek bir yerden aşağı itiyorlar ve siz baş aşağı ipin esneyebildiği yere kadar düşüyorsunuz. İp yeterince esneyince bu sefer yukarı çıkıyorsunuz. Sonra bir aşağı bir yukarı birkaç dakika sallanıyorsunuz öyle havada.

Simon en başından beri Bungee Jumping yapma konusunda kararlıydı, adamı testislerinden bağlayıp köprüden atsalar ona vız gelir tırıs gider, öyle bir yürek yemişlik. Ama cırcırlı Antreas biletini almış olmasına rağmen her gün karar değiştiriyordu, çünkü cırcırlıydı. Hele bir önceki gece iyice fenalaşmış, kusmuş etmiş, hem alttan hem üstten yani. Dolayısıyla ben günü geldiğinde tamamen caymış olarak uyanır diye düşünmüştüm. Ancak tam tersi oldu ve ne olursa olsun atlamaya karar verdi.

Bense asla istekli değildim. Evet korku da vardı tabi ama hani bir şeyi yapmayı çok isterim de korkup yapamam, ona eyvallah. Skydiving gibi. (Ha o an önüme fırsat çıksa yapar mıydım, ucuz olsa yapardım asdfdlsjkj). Neyse, yani ben çok enterese edemedi hiç bir zaman, ama kimisi de deli oluyor gidip atlamak için.

Kamp yaptığımız Nature’s Valley bölgesine çok yakındı burası. Yol üzerinde Welcome to Eastern Cape yazısını gördük, nihayet 10 günlük gezimiz boyunca ilk kez Eastern Cape eyaletine girebilmiştik.

Bungee jumping aktivitesini Bloukrans’da Face Adrenalin isimli bir şirket gerçekleştiriyor. Adamlar her şeyi kurmuş buraya, bütün ekipmanlar eksiksiz sağlanıyor. Ayrıca kafe, restoran ve mağaza bile var.

Gelelim ücretlere. Sanırım beni en çok caydıran şey de bu oldu atlamak konusunda, zira atlayışın kendisi 1000 Rand (yani 300 TL civarı). Atlayışın kendisi diyorum, çünkü sonrasında fotoğraf ve videolarınıza ayrıca bir 500 Rand daha vermeniz gerekiyor. Gerçekten yapmak istediğim birşey olsa ne yapar eder verirdim o parayı, ama zaten istekli değildim.

Peki o zaman ben ve Dee atlamayıp ne yaptık, manzaraya karşı öylece oturup atlayan insanları uzaklardan izledik mi? Tabi ki hayır, işin güzel yanı da köprü üzerinde bu deneyimi yaşamanın alternatif bir yolu olmasıydı: yürüyüş turu. Yani bizler de köprüden atlayacak olanların peşine takılıyor, onların geçtiği yerlerden geçiyor, onların atladığı noktaya geliyor, giydirilişlerini, ipe bağlanışlarını ve atlayışlarını canlı canlı izliyoruz, ama kendimiz atlamıyoruz. Bunun karşılığında vereceğimiz para atlayanların verdiği paranın 10da biri olan 150 Rand’di. Bence inanılmaz güzel bir anlaşma.

Dee ile güle oynaya adımızı yazdırdık, kilomuzu ölçtüler, köprünün kapasitesini aşmak istemiyorlar tabi.

72 kilo olmuşum la, İstanbul’dayken 79’u görmüştüm.

Atlamak için önceden internetten ödeme yapanlar gişeye gidip biletlerini alıyorlar, biletin üzerinde atlama saati oluyor. Atlayacak insanları 10-15 kişilik gruplar halinde alıyorlar, aynı şekilde yürüyüş turuna katılacakları da. Bizim saatimiz 9.30 olarak seçildi. O esnada kafeteryada beklerken kafedeki televizyonların ekranlarında atlayan insanları yakından gösteriyorlardı. Arada Simon ve Antreas’ı yokluyordum, ikisi de aslında gayet sakin ama tedirgin bakışlıydı. Hele Simon kedi gibi süzülmüştü. Antreas ise espriler yaparak muhtemelen endişe ve korkusunu dağıtmaya çalışıyordu.

Kafeterya

Ve nihayet vakit geldi. Antreas ve Simon’a gerekli yelek ve kemerler giydirildi. Ve tabi diğer atlayacak insanlara. Sonra yola koyulduk. Önce rehber atlayacak olanlara dikkat etmeleri gereken bazı noktalardan bahsetti ki aslında dikkat edilecek çok bir şey yoktu , sadece atlayanların sanırım özellikle balıklama atlayış yapması lazım, eğer çivileme atlarlarsa ip esnediği anda aniden savrulma riski olabiliyor.

Sonra işin bence en ürkütücü kısmına geldik, köprü üzerinde yürümek. Altımız tamamen esneyen ızgara şeklinde olduğu için atlayış noktasına giderken aşağısını olduğu gibi görüyorduk. Ve inanır mısınız, beş saniyeden uzun bakınca insanın başı dönüyor, ama insan bakmaktan kendini de alamıyor. O an atlamak üzere olanlarla empati kurmaya çalışınca ben bile tırstım, gerçekten atlayacak olanları düşünmek bile istemiyordum.

Atlama noktasına yani köprünün tam orta noktasına geldik. Bangır bangır çalan tekno tarzı müzik adrenalin salgılama olayını iyice körüklüyordu. Bu arada köprünün iki yanında da böyle güzel birer manzara var.

Yalnız rüzgar öyle böyle esmiyordu ve hava gerçekten olması gerektiğinden çok daha soğuktu, öyle ki adamlar da bunun farkına varıp sırasını bekleyenlere üşümesinler diye battaniye vs getirmişler. Tabi ki ben bu battaniyelerden ateş kırmızısı olanı örtündüm.

Kıyamam ya nasıl süzülmüş

Sırası geleni oturtup bacaklarına böyle şişme kolluk/dizlik gibi birşeyler geçiriyorlar ve gerekli ayarlamaları yapıyorlar. Daha sonra kişinin iki koluna girip onu atlama noktasına taşıyorlar. Burada da ekranlar var, yani atlayacak kişinin yüzünü atladıktan sonraki düşüşünü farklı açılardan görüntüleyen kameralar var. Zaten atlayanların daha sonradan satın aldığı videolar vs buradan elde ediliyor.

Sırasıyla önce Simon sonra da Antreas atladı. Elimden geldiğince videolarını çekebilmeye çalıştım. Bu arada ekranların fotoğraf ya da videosunu çekmek yasak, malum başka türlü 500 randi nasıl geçirecekler.

 

Herif cırcırlı haliyle kendi atladı bildiğiniz, helal 🙂

İkisi de çıktıktan sonra tabi ki tahmin edebileceğiniz gibi hayatlarının deneyimlerini yaşadıklarını söylediler. Beyne bir anda kan pompalanıyormuş ve bir noktada aşağı mı iniyorum yoksa yukarı mı çıkıyorum karışıklığı yaşanıyormuş. Sonra da zaten görevli aşağı iple indiriliyor ve kendi ipini sizinkine bağlıyor ve yukarıdaki görevliler de müziğin ritmi eşliğinde sizi yukarı çekiyorlar.

Bana kalırsa biraz kısa sürdü, ipte asılı kalma süreleri 5 dk ya vardır ya yoktur. Ondan olacak ki bu atlamayı yapan hemen herkes bir daha bir daha bir daha yapmak istiyordu. Duyduğuma göre ilkinden sonraki atlamalarda indirim yapılıyormuş.

Akabinde bilgisayardan fotoğrafları ve videoları inceleyip satın almak istediklerini seçti bizimkiler. Sonrasında hepimiz çok acıkmıştık, dolayısıyla oranın restoranında oturup güzel bir öğle yemeği yedik. Yemekleri fena değildi.

Yemekten sonra arabaya atladık ve kamp alanımıza çok yakın olan Nature’s Valley bölgesine geldik. Burası okyanusla çok ince bir akıntı vasıtasıyla birleşen bir gölden ve çevresindeki ormanlık alandan oluşan dingin bir mesire alanı. Burada dünya üzerinde daha önce keşfedilmemiş pek çok böcek türü varmış, o nedenle buraya Jurassic Park of Insects (insect böcek demek) deniyormuş. Burası yarın tamamını keşfedeceğimiz Tsitsikamma National Park’ın bir parçası.

Akşama kadar bölgede yüzdük, tıkındık, fotoğraf çektik. Antreas çok yorgun düştüğü için zamanının büyük kısmını arabada uyuyarak geçirdi.

Akşamüstü kamp alanında bizi böyle bir manzara karşıladı.

Kamp alanımız

Bu arada kaldığımız yerin adı da Tsitsikamma Sunrise Caravan Park. Aslında teknik olarak Dennis isimli tıknaz ve fırlama görünümlü bir adamın evinin arka bahçesinde kalıyorduk. Şey gibi sanki, hepimiz adamın köpekleriyimişiz gibi, zira adam sürekli etrafta kol geziyor, bir gözü nedense hep insanların üzerindeydi. En alakasız zamanlarda gelip bir ihtiyacımız olup olmadığını soruyordu.

Bir sonraki gün Tsitsikamma Parkı’nı keşfe çıkacaktık. Bu doğal güzellikleri görebilmenin tarifsiz mutluluğu içindeydim.

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
25 − 19 =


*