Güney Afrika’dan Dünyaya Açılan 6 Kişi

Aslında bir süredir bu yazıyı yazmak hep aklımda vardı. Neden bilmiyorum ama dünya çapında önemli başarılara imza atmış ya da tanınmış, hiç aklıma gelmeyecek birinin Güney Afrika’da doğduğunu, ailesinin kökenlerinin buraya dayandığını öğrendiğimde hep bir “vay be” demişliğim vardır. (Aynısını neden Türkiye için yapmıyorsun diyip de demogoji kokulu cümlelerle gelmeyin aman)

Neyse, bu yazımda dünyanın bilim, sanat, siyaset gibi alanlarda adından bir hayli söz ettiren ve Güney Afrika’da doğmuş olduğunu asla tahmin edemeyeceğiniz insanlardan bahsetmek istiyorum. Hep gezi yazısı hep gezi yazısı nereye kadar?

Not: Nelson Mandela’yı zaten tahmin edebileceğimiz için onu bu yazıya dahil etmiyorum.

J.R.R Tolkien

Öncelikle başıma bir şey gelmeyecekse Yüzüklerin Efendisi kitaplarını hiç okumadım. Hala her gece yatağıma girerken “Ya kitap okumak benden geçti de bari bir gece oturup filmleri baştan sona izleyeyim” diyorum ama nafile. Neyse, John Ronald Reuel Tolkien amcamızın anne babası aslında İngiliz. Ancak babasının çalıştığı bankada Güney Afrika’daki bir şubeye tayini çıkınca oraya yerleşmişler. Free State eyaletindeki Bloemfontein şehrinde dünyaya gelmiş. 3 yaşında İngiltere’ye yerleşene kadar da burada yaşamış.

Charlize Theron

Cani (Monster) filmiyle Oskar’a layık görülen, Mad Max, Atomic Blonde, Prometheus gibi bir sürü filmle de hala adından söz ettiren bu güzel oyuncunun Güney Afrikalı olduğunu duyduğumda Güney Afrika’da beyazların olduğundan bile haberim yoktu, hatta şok olmuştum. Johannesburg’a çok yakın Benoni diye bir şehirde doğmuş Theron. Büyük büyük amcası Danie Theron II. Boer Savaşı’nda (bölgede İngilizlerin Flemenklerle yaptığı savaş) Flemenk ordusunun başındaymış. Gençlik yıllarında eğitimini National Art School of Johannesburg’da almış. Yalnız kadının hayat hikayesine biraz göz attım da, annesi resmen kızı için canını ortaya koymuş. Alkolik olan babası bir gün bunlara saldırmış ve annesi de adamı öldürmüş. Daha sonra da kızına maddi ve manevi olarak destek olmak için elinden geleni yapıp onu bir şekilde Amerika’ya göndermiş.

Elon Musk

Şu anda bütün dünya SpaceX firmasının uzaya fırlattığı Falcon Heavy füzesinden ve füzenin ucuna bağlanmış Tesla X markalı arabadan bahsediyor. Space X firmasının ana faaliyetleri uzaya erişimi ve ileride Marsta kolonileşmeyi kolaylaştıracak uzay mekikleri üretmeyi amaçlıyor. Ayrıca uzaya giden mekiklerin sağ salim bir şekilde geri dönmesini sağlayan teknolojiler geliştiriliyor. Tesla, Inc ise elektrik ya da güneş enerjisiyle çalışan arabaların üretimi ile meşgul, bu sayede havaya egzoz salınımının önüne geçilebilir mesela. Peki pay-pal desem size? İşte bu üç şirketin ve daha nicelerinin kurucusu olan Elon Musk Dünya’nın 21. en etkili ve güçlü insanı, 53. en zengin insanı seçilmiş. 71 yılında Pretoria’da dünyaya gelmiş Musk. Babası Güney Afrika asıllı bir makine mühendisi, aynı zamanda pilotluk da yapmış. Musk 17 yaşında Kanada’ya taşınana kadar yıllarını Pretoria’da babasıyla geçirmiş (anne babası boşanmış). 12 yaşında programlama dillerini büyük ölçüde bilir haldeymiş. Bu dönemlerde okuldaki diğer öğrenciler tarafından hor görülüp aşağılandığı hatta bir kere hastanelik edildiği biliniyor. Herhalde adam şimdi istese ona bunu yapanların her birini, ailelerini, oturdukları semtleri falan komple satın alabilir.

Christiaan Barnard

Benim neden Cape Town Üniversitesi’ni seçtiğimi bilen bilir, onlara üniversiteyi anlatırken Christiaan Bernard’dan bahsetmeden asla geçmem. Kendisi dünya üzerinde insandan insana ilk kalp naklini gerçekleştiren doktor. Hatta Canan Karatay da onun yanında çalışmış 2 yıl kadar. 1922 yılında Beaufort West kasabasında dünyaya gelen Bernard’ın aslında 5 tane de kardeşi var ama iki tanesi çok küçükken bir kalp hastalığından dolayı vefat etmiş- ki bu yaptıklarını daha anlamlı kılıyor. Babası Dutch Reformed Church tipi bir kilisede papazmış. Kendisi Cape Town’daki en tarihi hastanelerden olan Groote Schuur Hospital’da stajını yapmış ve lisans, yükseklisans derecelerini de University of Cape Town’da (as bayrakları as as) almış. Daha sonra tabi ki staj deneyimleri için kendisine Amerika yolu gözüküyor.

Kendisi o dönemlerde köpekler üzerinde deneyler yaparak (her ne kadar üzücü olsa da), bebeklerde görülen bir bağırsaak hastalığını tedavi etmiş. O sırada Amerika’daki ilk böbrek nakli başarılı oluyor, bunun üzerine kalp nakli üzerinde de denemeler gerçekleşiyor. İlk deneme aslında University of Mississippi’de James Hardy tarafından yapılmış. Bir orangutanın kalbi bir hastaya aktarılmış ancak hasta 90 dakika içinde ölmüş. Barnard’ın ilk denemesi 54 yaşında bir şeker hastasının üzerinde gerçekleşmiş. Hastanın kalbi onarılamaz durumdaymış. İçinde Canan Karatay’ın da bulunduğu 30 kişilik bir ekip ile birlikte 3 Aralık 1967’de bu ameliyatı gerçekleştirmiş Barnard. Hasta ameliyattan sonra 19 gün sağ kalmış ancak kullandığı ilaçların yan etkisinden dolayı vefat etmiş. Barnard’ın ikinci kalp ameliyatında hasta 19 ay, üçüncüsünde ise 23 yıl kadar yaşamış.

Christaan Barnard o dönemlerde Apartheid rejimine ciddi anlamda karşı olan ve bunu her fırsatta dile getirmekten çekinmeyen bir figür.

Arnold Vosloo

Çocukluğumda ben bu adamdan feci tırsardım. Televizyonda Mumya (The Mummy) filminde gördüğümde “bu adamın suratında meymenet yok” diye düşünürdüm, zaten kendisi de baya kötü kalpli bir karakteri canlandırmaktaydı. Neyse, ailesi Hollanda ve Alman kökenli Güney Afrikalılar olan Vosloo Pretoria şehrinde dünyaya gelmiş. Ailesi de oyunculuk işindeymiş bu arada. Gençlik yıllarında Pretoria Devlet Tiyatrosu’nda tiyatro eğitimi almış, hatta bir ödüle bile layık görülmüş. 92 yılında Amerika’ya gidene kadar da kısa filmlerde oynamaya devam etmiş.

Dave Matthews

Kendi adıyla kurduğu Dave Matthews Band’de şarkı söyleyip akustik gitar çalan Matthews Johannesburg’da dünyaya gelmiş. İki yaşına kadar burada yaşadıktan sonra ailesiyle birlikte sürekli ülke değiştirerek Güney Afrika, İngiltere ve Amerika arasında mekik dokuyor. Grup 1991 yılında kurulduktan sonra bugüne kadar Billboard 200 listesine 1 numaradan giriş yapan tam 6 albüm çıkartıyor. Grubun şarkılarını buraya gelmeden önce hiç dinlememiştim itiraf etmek gerekirse ancak genelde rock, caz, blues, folk gibi türlerin karışımı değişik bir müzik çıkarmış ortaya.

Bir sonraki yazımda özellikle Güney Afrika’dan çıkıp dünyaca meşhur olmuş gruplara yer vereceğim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
19 × 23 =


*