Güney Kore’nin Açık Hava Müzesi: Gyeongju

Gyeongju Hakkında

Geçen hafta bir braai etkinliğine gittim. Bir arkadaşımın arkadaşı İngilizce öğretmenliği için Gyeongju (Könju diye okunuyor), Güney Kore’ye yerleşecekti ve ona veda partisi düzenlenmişti. Güney Kore’deki anılarım canlandı ve uzun bir süredir Güney Kore hakkında yazı yazmadığımı fark ettim. Konuya girmeden ilginç bir bilgi vereyim, mesela Tayland, Kamboçya ve Çin gibi uzakdoğu ülkelerinde İngilizce öğretmenliği yapmak Güney Kore ve Japonya’dakine göre daha kolay çünkü bu iki ülkede de en önemli şart ana dilinizin İngilizce olmasıymış.

Gyeongju, Güney Kore’nin kültürel başkenti desem yeridir. Zaten bölgede kurulan ilk mutlak krallık olan Silla Krallığı’nın başkentiymiş kendisi. Silla Krallığı yaklaşık 1000 yıl hüküm sürmüş, hüküm sürdüğü dönemde de yarımadanın çoğunu ve bölgedeki diğer iki krallık olan Baekje ve Goguryeo’yu hakimiyet altına almış. Budizm de Güney Kore’ye ilk kez bu zamanlar girmiş. Krallar Budizm’in öğretilerini kendilerine adapte etmek için ellerinden geleni yapmışlar, hatta bazı krallar kendilerini Budist-kral olarak nitelendirmiş. Tapınaklardan tutun öldükten sonra gömülme şekillerine kadar. Bu nedenledir ki şehir aslında bir açık hava müzesi haline gelmiş, zaten bir bütün olarak UNESCO koruması altında.

Gyeongju’ya geçtiğim günlerde bölgede ufak bir deprem olmuş, sırf bu nedenle hem turistler hem de yerli halk şehri adeta boşaltmıştı. Japonya gibi bir ülke ile dip dibe olup depremden bu kadar korkmaları da ayrı bir komedi zaten.

 

Gezilecek Yerler

Yangdong Village

Güney Kore’de özellikle Joseon Hanedanlığına ait irili ufaklı pek çok köy var. Burada nesiller boyu yaşayan insanlar he bölgeyi hem de kendi kültürlerini koruyabilmişler. Bu geleneksel köylerden ilk ziyaret ettiğim Seul’deki Bukchan Hanok Village’dı. Yangdong ise Güney Kore’de en büyük geleneksel köy ve aslında gerçekten bu evlerde hala yaşayan insanlar var. Köyü ziyaret ettiğimde -klişe bir laf ama gerçek- ciddi anlamda o dönemin içinde gibi hissettim çünkü evlerin eski yapısına hiç dokunulmamış. Bölgede yaklaşık 160 ev varmış ve bunların 54’ü en az 300 yıllık imiş.

Soylular bu evlerde kalıyormuş
Halk da bu evlerde
Arkamdaki tipitoşlar kırlarda oyun oynarken beni de çağırdılar ve çok saçma bi

Giriş 4000 Won (4 dolar)

Bulguksa Temple

Güney Kore’deki en önemli Budist tapınağı olan Bulguksa Silla Krallığı sırasında kurulmuş. Bulguksa Buddha Diyarının Tapınağı anlamına geliyormuş (Temple of the Buddha Land). Bu tapınağın kurulmasını sağlayan krallar, kraliyet ailesinde ölen büyüklerinin ruhlarını kutsamayı amaçlamışlar. Burası kralların ibadete geldiği çok büyük bir kompleks, zaten her bir yerinde farklı bir Budist din adamının ya da “aydınlanmış kişi”nin mezarı bulunuyormuş.

Tapınağın en önemli yapıları arasında Dabotap ve Seokgatap isimli iki adet pagoda bulunuyor. Bunlar Dabo ve Sakyamuni isimli Budaları simgeliyormuş ( Sakyamuni bu bizim bildiğimiz Siddhartha Buddha’nın bir diğer adı).

Güney Kore’deki pek çok yer gibi burası da savaş dönemlerinde büyük yıkıma uğrayıp sonradan restore edilmiş.

Giriş 5000 Won

Seokguram grotto

Seokguram Gyeongju #5

Taştan yapılma bu Budist tapınak Silla Krallığı döneminde Bulguksa ile aynı zamanda inşa edilmeye başlamış ve yapımı 24 yıl sürmüş. Tarih kitaplarına göre iki tapınağın da yapımına öncü olan Silla kralı Kim Dae-Seong Bulguksa’yı şimdiki hayatındaki ailesi için, Seokguram’ı ise önceki hayatındaki ailesi için yaptırmış.

İçerideki meşhur taş heykelin bulunduğu ana salon lotus çiçeğini andırıyor. Lotus çiçeği zaten Budizm’de çok rastlanan bir motifmiş. Çamurlu suyun içinde açan lotus çiçeği, insanın vücudunun ve zihninin tutkulardan ve kötü alışkanlıklardan sıyrılmasını andırıyor.

Burada gün batımını izleyebileceğiniz bir tepe noktası da var, manzarası bir hayli başarılı.

Giriş: 5000 Won

Tumuli Park

Bana şehrin orta yerinde kralların mezarları var deseler hayatta inanmazdım. Tumuli Park, Silla Krallığı’ndaki kralların mezarlarına ev sahipliği yapıyor. Hem de bunlar bildiğimiz mezarlar değil, kocaman kocaman yeşil tepeler. Silla döneminde krallar bu tepelerin içine çeşitli yöntemlerle, taçları ve hazineleriyle birlikte gömülüyorlarmış. Ya da mesela karı-koca olarak gömülüyorlarsa tepeler yan yana ve birbirine bitişik oluyormuş. Bölgede yapılan kazı çalışmaları sonrası burası UNESCO koruması altına alınıp turistlerin ziyaretine açık hale gelmiş.

Donggung Palace

Şehrin bana göre en güzel yeri, ama gecesi gündüzünden çok çok daha güzel.

Silla Krallığı döneminde krallar önemli misafirlerini burada ağırlamış ve devlet işleri burada görüşülmüş.

Buranın en güzel tarafı da şu muhteşem havuz. Bu havuzun adı Wolji’ymiş, yani ayın yansıdığı havuz. Özellikle akşamları belli saatlerde burada minik çaplı konserler oluyor. Uzakdoğu müzikleri eşliğinde bu parkta gezip muhteşem yansımaları izlemek benim için bu şehrin favori aktivitesi oldu.

Cheomseongdae

Bu minnacık yapıyı gördüğünüzde amacını tahmin etmeniz biraz zor olabilir ama aslında burası gökyüzünü ve yıldızları gözlemlemek için kurulmuş. İnşasına Silla Krallığı dönemindeki bir kraliçe önayak olmuş. O dönemde krallar gökyüzündeki yıldızların dizilimini izleyerek yıl boyunca hava tahminlerini doğru bir şekilde yapabileceklerine inanmışlar. Ayrıca yön belirleme, ekinoks zamanlarını belirleme gibi amaçlarla da kullanılmış. Bir nevi karada deniz feneri yani.

Gyeongju Ulusal Müze

Burası bölgede sırasıyla hüküm sürmüş Silla, Goryeo ve Joseon Krallıklarına dair pek çok bilgiyi içermekte. Seul’de benzer bir müzeye zaten gittiğim için gitmeye üşenmiştim açıkçası. Ama içerisinde arkeolojik kazılardan çıkarılan pek çok araç-gereç ve sanat eseri varmış. Bahçesinde ise Buda heykellerinden oluşan bir sergi varmış. Üstelik müzenin girişi ücretsiz.

Ulaşım, Şehirler arası

Gyeongju’ya ulaşım için çevredeki şehirlerden tren ve otobüs kullanabilirsiniz. Ben otobüsle gelmiştim ve Güney Kore içerisinde yaptığım en uzun yolculuk buradaki 4 saatlik olan yolculuğumdu. Diğer otobüs yolculuklarım ucuz olmasına rağmen bu biraz pahalı tutmuştu, 27 dolardı (dolar o zaman 3 civarlarındaydı tabi. Gyeongju’ya varmak için Gangneung şehrinden önce Pohang’a geçip orada aktarma yapmıştım. Bu arada şehre Türkiye’den direkt uçuş yok. Zaten şehirde havaalanı bile yok, en yakın havaalanı Busan’da.

Ulaşım, Şehir İçi

Şehrin gezilecek yerlerinin bir kısmı şehir merkezinde birbirine yürüme mesafesinde, ancak bazılarına ulaşmak için otobüs kullanmanız gerekiyor. Gyeongju’da metro ya da tramway ağı yok.

Şehir içinde yürüme mesafesinde olan yerler Tumuli Park (krallığa ait mezarlar), Cheomseongdae (antik gözetleme kulesi) ve Anapji Pond.

Yangdong Village Pohang ve Gyeongju’nun tam ortasında kalıyor. Yani Gyeongju’dan Pohang’a giden otobüslere binebilirsiniz. Ama sıkıntı şu ki şoför ve muhtemelen yolcular İngilizce bilmediği için nerede ineceğinizi Google Maps ya da offline çalışan haritalar yardımıyla kestirmeniz gerekecek.

Bulguksa Tapınağı ve Seokguram Grotto’ya gitmek için Gyeongju otobüs terminalinden 10 ya da 11 numaralı otobüslere binmeniz gerekiyor.

Konaklama

Gyeongju Kore’de Jeju adası ile birlikte Couchsurfing’den konaklama ayarlayamadığım tek yerdi. Bu nedenle hostelde kalmam gerekmişti. Ama iyi ki de öyle olmuş çünkü hostel adı altında hizmet verip bu kadar lüks görünen başka bir hostelde kalmadım hayatım boyunca.

Blueboat Hostel inanılmaz huzurlu ve lüks bir ev ortamı sundu. Zaten daha kapısından adım atarken içeride klasik müzik olduğunu duymam bana yeterli fikir vermişti. Geceliği 21000 Won, yani 21 dolardı. Evet, bir hostel için biraz pahalı bir fiyat ama kahvaltı da aslında bu fiyata dahildi. Ayrıca odalar ve yataklar inanılmaz genişti. Bu hostelde tanıştığım ve muhabbet ettiğim güzel insanlar olmuştu, hatta biriyle sonra Busan’da tekrar görüşmüştük. Those were the days.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
29 − 20 =


*