Garden Route 4. Gün: Knysna’da Bir Gün

Garden Route gezimizin üçüncü gününde Wilderness kasabasına varmıştık. Önceden ayarladığımız hostelle ilgili ufak bir sıkıntı yaşamıştık, dolayısıyla yeni bir yer bulmamız gerekmişti. Bunun detaylarına Instagram hesabımdaki storylerden ulaşabilirsiniz. Neyse, dolayısıyla üçüncü günümüz Wilderness Beach çevresinde günü öldürmekle geçmişti çünkü herhangi bir etkinlik yapmaya pek vaktimiz kalmamıştı.

Dördüncü günün sabahı ne yapsak ne etsek diye kararsızlığa düştük. Wilderness National Park içinde kanoyla gezmek istiyorduk ama turların sabah dokuz buçukta başladığını ve bir gün önceden rezervasyon yapmamız gerektiğini öğrenmiştik. Ne yapsak ne etsek diye düşünürken Antreas’çığımdan harika bir teklif geldi. Haydi arabaya atlayıp Knysna’ya günübirlik gidelim.

Knysna hakkında bilgi vermek gerekirse, burası aynı adı taşıyan lagünün etrafına kurulmuş bir sahil şehri. Buraya Avrupa’dan ilk olarak 1770’li yıllarda Flemenkler, daha sonra 19. yüzyılın başlarında İngilizler gelmiş ve burada tarım ve çiftçilik aktivitelerini başlatmışlar. Aslında 19. yüzyılın sonlarına doğru buraya çok yakın Millwood isimli bir kasabada Güney Afrika’nın ilk altın madeni bulununca bölgeye büyük bir göç başlamış. Ancak buradaki altın miktarı oldukça yetersiz olduğu için bölgede bu konudaki faaliyetler kısa sürede son bulmuş. Tarih boyunca bölgeden geçen pek çok gemi lagünün girişindeki tepelerin arasındaki akıntılara kapılmış, hatta bölgede bazı gemilerin batıkları hala duruyor.

Arabaya atladığımız gibi ilk işimiz bu tepelere gelmek oldu, yani Knysna Heads. Fotoğraflardan gördüğüm kadarıyla oldukça büyüleyici bir manzaraydı ve bunun gerçeğini görmek için sabırsızlanıyordum açıkçası. Beklediğime değdi cümlesini iliklerime kadar hissettiğim yerlerden bir oldu diyebilirim.

Bu arada geçtiğimiz yıl Temmuz ayında burada korkunç bir yangın çıkmış, yolda gelirken yol kenarında yanmış ağaçların kalıntılarına rastlayabiliyorsunuz.

Hava o kadar sıcaktı ki aşağıdaki plajı gördüğüm andan beri bizimkilere çocuklar gibi yalvarmaya başladım. Abur cuburlarımızı alıp kendimizi plaja attık. Tertemiz ve ılıkla soğuk arası su, hafif bir esinti. Daha fazla ne isteyebilirdim bilmiyorum.

O sırada medcezir etkisinden dolayı sular baya çekilmişti o yüzden koyun büyük bir kısmında su bel seviyesinden daha sığ idi.

Bir iki saat burada geçirdikten sonra Knysna Waterfront bölgesini ziyaret etmeye karar verdik. Knysna’nın da kendi çapında bir Waterfront’u var Cape Town’daki kadar büyük olmasın.

Burada gezerken Kynsna’ya bir daha yolum düşerse yapmak isteyeceğim aktiviteleri belirledim. Bunlardan biri Oyster Farm Tour, Knysna’nın istiridyeleri oldukça meşhur ve aşırı lezzetli. Turda hem denizden taze çıkartılmış hem de çiftliklerde özel olarak yetiştirilmiş istiridyelerin tadımları oluyormuş. Bir diğer ilgimi çeken aktivite ise Knysna Elephant Park oldu. Burası tıpkı Sri Lanka’daki fil yetimhaneleri gibi sakat, hasta ya da öksüz kalmış fillerin bakıldığı bir yer. An itibariyle parkta bakım altında dokuz tane fil varmış sanırım. Burada fillere dokunabiliyor, yıkayabiliyor ve besleyebiliyorsunuz. Biz gezimizin son gününde Addo Elephant Park’a gideceğimiz için burayı atlamaya karar vermiştik.

İsterseniz lagünün diğer ucundaki Featherbed Nature Reserve’e giden tekne turlarına katılarak lagünün etrafını gezebiliyorsunuz, ancak bu turlar bir hayli tuzlu. Bir saatlik bir tur 200 Rand’den başlıyor, 3-4 saat süren turların fiyatları ise 400-500 Rand hatta daha fazla olabiliyor. Bu turların bazıları Temmuz ayında çıkan bir yangından dolayı askıya alınmış durumda.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
5 × 11 =


*