Amerika’da Doktora: Kariyer Merkezi Broşürü Tadında Bir Yazı

Evet artık herkesin de malumu olduğu üzere Ağustos ayının başında Amerika yolcusuyum. Chicago’da Illinois Institute of Technology’de bilgisayar destekli ilaç tasarımı ve ilaç geliştirme üzerine doktora yapacağım. Koç’taki son senem dersler ve projelerin  yanı sıra master/doktora başvuruları, GRE/TOEFL sınavları ve burs arama telaşıyla geçti. 23-24 yaşlarımı resmen bitkisel hayat gibi düşünüyorum çünkü o aralıkta gerçekten yaşadım mı pek emin değilim. Bunun nedeni bu tarz meselelerde normalin çok çok üstünde stres yapmış olmamdı. Olur da Amerika’da doktora yapmak isteyen kardeşlerimiz olur diye onların da aynı acıyı çekmemeleri adına buraya bu konuda bir şeyler karalamam iyi olacak gibi.

Sonuç olarak Amerika’da doktoraya neden gidilmeli, kimler gitmeli, kimler gidebilir, nasıl başvurulur ve başvuru komitelerine -spoiler alert- vurucu Wildfire darbesi-spoiler alert- nasıl yapılır (evet Game of Thrones finali muhhhteşemdi ve sezonun ilk 8 bölümünün iğrençliğini fazlasıyla telafi etti) ve daha pek çok soruyu bu yazımda açıklamaya çalışacağım.

8dae4d678faa0c76acd2509e5b724f4f

Başlamadan önce şu soruya da cevap vereyim: Evet, Amerika’da master’ı atlayıp direkt doktoraya başlamak diğer ülkelere göre daha mümkün. Zaten doktora programları joint program şeklinde olup ilk iki senesi master kafasında geçiyor.

Kimler yurtdışında yüksek lisans/doktoraya gitmeli, kimler koşarak uzaklaşmalı?

Yurt dışında yüksek lisans/doktora yapmanın rahat ve kolay bir şey olacağı düşüncesi dünyadaki en yanlış şey olabilir. Dolayısıyla sırf yurt dışına çıkmak  ve gezmek adına bu eğitim programlarına giderseniz büyük hüsrana uğrayabilirsiniz.

Aslına bakarsanız pek çok meslekte yüksek lisans ve ötesini yapmak gerekmez bile. Yani bazı işlerde 2 sene master, 4 sene doktora yapmış olmaktan çok iş ve staj deneyimi gibi şeyler daha çok ön plana çıkıyor.

Ancak üniversitede belli bir konu sizin çok ilginizi çekti, bu konuyla ilgili dersler aldınız, bu konuyla ilgili olarak bir hocanın yanında araştırma yaptınız ve bu araştırmalarınıza devam etmek istiyorsunuz. Bu durumda yüksek lisans/doktora sizin için en doğrusu olacak gibi.

Okul Seçerken

Yükseklisans ve doktora başvurularında okuldan çok bölümün ve hocaların ne kadar iyi ve prestijli olduğuna bakmak gerekiyor. Okulun sıralaması elbette ilk akla gelen şey, ancak bunun yanında istediğiniz bölümün de sıralamasına bakmalısınız.

Okumak istediğiniz bölümdeki araştırma alanlarına mutlaka göz atmalısınız. Örneğin örgüt psikolojisi üzerine doktora yapacaksınız ama istediğiniz okulun psikoloji PhD programında bu araştırma alanı mevcut değil. Bu durumda buraya başvururken bir kez daha düşünmeniz gerekir.

Çalışabileceğiniz, ilgi alanınıza uyan hocaları da belirleyip makalelerine bir göz atın. Evet, bizim yaşlardaki öğrenciler için bilimsel makale okumak demek sadece ilk ve son paragrafları okumak demek oluyor, ama bu bile fikir sahibi olmanızı sağlayabilir. Sonra, o hocaların CV’lerine bakın, nerelerden mezunlar ne üzerine çalışmışlar vb.

Tabi doktorada bir de kendinize süpervizör bulma sıkıntınız olacak ki gitmeden önce bunu halletmek en iyisi. Gerçekten bugüne kadar mail attığım hocaların sayısı 3 haneli bir şey. Ha bir de bazıları sonraki sene için öğrenci almayacaklarını açık açık belirtiyor. Buna nereden bakabilirsiniz? Genelde hocaların araştırma gruplarının sayfaları olur ve bu sayfalarda pozisyon açıklarının ilanı mutlaka verilir. Arada çok merak ettiğiniz olursa mail atmaktan çekinmeyin, ancak anında geri dönüş de beklemeyin. Çoğu hocalar kabuller belli olduktan sonra takmaya başlar sizi. Onu o aşamada düşünürsünüz.

Gelelim nasıl başvuracağınıza. Hemen her okulun baktığı belli başlı noktalar var. Not ortalamanız, araştırma ve iş deneyiminiz, GRE ve TOEFL sınav sonuçlarınız, Statement of Purpose’ınız ve referanslarınız.

Not Ortalaması Her Şey midir?

Bu benim kafamı oldukça kurcalayan bir durum olmuştu çünkü not ortalamam 2.90 civarındaydı. Fikir almak için yanına gittiğim hemen her hoca ilk başta ortalamamı sormuştu. Evet, ortalama önemli bir faktör. Ve evet, 3’ün altında olduğunu söylediğimde bazı hocalarım bana 3 aylık ömrüm kalmış gibi baktı, doğrudur. Özellikle doktora programları 3’ün altında ortalaması olan öğrencileri kolay kolay kabul etmiyor. Hele ki doğu yakasının en havalı Ivy League üniversitelerinden birine girecekseniz 3.5 altında ortalama yapma şansınız yok gibi bir şey.

Amaa, tabi ki her şey not değil. Bu işin çok fazla dinamiği var. Örneğin ilk sene bir akrabanız öldü, sevgiliniz sizi terk etti, araba çarptı ya da öyle bir şey. o sene bütün derslerinizden D aldınız, ya da kaldınız diyelim. Ama sonraki senelerde aniden yükselişe geçtiniz ve A, B gibi harf notlarıyla doldu çizelgeniz. Ya da okumak istediğiniz alanla ilgili dersler alıp çok çok iyi notlarla geçtiniz, ama not ortalamanız 3’ün biraz altında. O zaman başvuru komiteleri aldığınız derslerin içeriğine göre daha detaylı değerlendirme yapacaktır mutlaka. Tabi aynı şekilde ortalaması 4 olan birinin aldığı dersler “Ladders-Merdivenler” tadında  (community izleyenlere selam olsun) kolay derslerse bu da gözden kaçmayacaktır.

Not ortalamanızın dışında sizi çok öne çıkaracak bir diğer nokta da araştırma geçmişiniz. Yani siz X konusunda yükseklisans/doktora yapmak istiyorsunuz, eğer bu konuda lisans eğitimi boyunca sağlam araştırmalar yapmışsanız hele de makale çıkarmışsanız o makaleler sizin şehzadeleriniz gibi oluyor başvuru sürecinde. Makalesi ve araştırma geçmişi olmayan rakiplerinizden öne bir adım çıkmak bir yana, adımlarca öne fırlıyorsunuz, not ortalamaları sizden yüksek olsa bile. Çünkü adamlar araştırmalarına katkı sağlayacak kişileri arıyor esasında. Tabi yine her okulun kendi değerlendirme sistemi olduğunu göz önünde bulundurmakta fayda var.

Özellikle düşük bir not ortalamasına sahipseniz başvuracağınız okulları seçerken gerçekçi olun. Mesela ben MIT’ya ya da ilk 50’de bir okula başvurmadım. Bunun yerine sıralaması nispeten daha düşük ama yine iyi olduğunu bildiğim üniversitelere başvurdum. Amerika Ivy Leauge’den ibaret değil sonuçta. Bir üniversitenin başvurularda not ortalamasına ne kadar önem verdiğini gerçekten merak ediyorsanız da graduation office ya da konularıyla ilgilendiğiniz hocalara mail atarak fikir danışabilirsiniz.

Testler: GRE ve TOEFL

Çok ama çok acı bir gerçek; Amerika’da master ya da doktoraya gidecekseniz yüzde 99.9 GRE denen bir sınava girmeniz gerekecek. Bu sınav ne mana peki? Sonuçta not ortalaması ve araştırmaları çok çok iyi olan çok sayıda öğrenci var. Okullar da bu öğrenciler arasından kendilerince en doğru seçimleri yapabilmek için başvuran herkesin bu sınava girmesini şart koşuyor ve bu sınavın sonucuna göre de değerlendirme yapıyorlar.

GRE uzun mu uzun bir sınav. İlk kısımda sizden iki tane essay yazmanız isteniyor. Bu essay konuları genelde sofistike şeyler oluyor, bu nedenle essay yazma becerinizi geliştirmenizde fayda var. Daha sonra sırasıyla ingilizce okuma anlama becerisi üzerine kurulu reading ve işlem yapıp analitik düşünebilme yeteneğinizi ölçen matematik bölümleri peşi sıra geliyor.

Matematik testleri toplama çıkarma seviyesinde olup korkutucu derecede basitken reading soruları için aynı şeyi söylemek çok zor. Bunun başlıca nedeni Amerikan Osmanlıcası diye tabir edebileceğimiz kelimelerin sınavda çıkması, öyle ki Amerikalılar bile bilmiyor bu kelimeleri. Dolayısıyla bu kısıma özellikle Türkler olarak çok fazla çalışmanız ve ezber yapmanız gerekiyor. Ama ezber yapmanın yanında bu kelimeleri barındıran paragraf okumalı soruları çözerek pratik yapmanız gerekir. Yoksa 5 yaşında elinize Suç ve Ceza kitabı tutuşturulmuş gibi kalırsınız öyle.

Tam puan reading ve matematik için 170, sıfır çekerseniz 130 (3 yanlış bir doğruyu götürmüyor). Genelde okullar reading için 150 ve üzeri puan istiyor. Matematiği biz zaten fulleriz yaaa diyorum.

TOEFL sınavının ingilizce seviyesi GRE’ye göre çok daha basit. TOEFL gündelik ingilizce seviyenizi, GRE akademik seviyenizi belirliyor diyebilirim. TOEFL ibt’ye girmiştim ben. Dört kısımdan oluşuyordu; reading, listening, speaking ve writing. Reading’de paragraf okuyup soru cevaplıyorsunuz, listening’de diyalog dinleyip soru cevaplıyorsunuz, speakingde size verilen konular hakkında mikrofona konuşuyorsunuz, writingde’de GRE de yazdığınız essaylerin çok daha basitlerini yazıyorsunuz. İngilizce’nin hangi kısmında zorlanacaksanız ona ağırlık verin. Mesela ben speaking’den biraz tırstığım için kendime konuşma konuları bulup süre tutarak onlar üzerine konuşuyordum.

Statement of Purpose

İşte burası kendinizi pazarlayabileceğiniz kısım. Statement of Purpose neden bu üniversitede okumak istediğinizi, neden bu üniversitede okumaya uygun olduğunuzu, üniversiteye neler katabileceğinizi ve sonrasında neler yazabileceğinizi anlatmanız istenen yazı.

Bu yazıyı yazarken jenerik ve sıkıcı olmamaya çalışın. Sürekli ben şunu yaptım ben bunu yaptım ben atomu parçaladım yazmak da iyi değil, sürekli sizin üniversiteniz süper siz çok iyisiniz diye karşı tarafı pohpohlamak da iyi değil. Her ikisinden de dozunda ve spesifik örnekler vererek yapın. Örneğin, yaptığınız bir projeyi anlatın ve projenin çalışacağınız alanda size ne gibi katkıda bulunacağını belirtin. Kendinizle ilgili anlattığınız her örnek sizin gideceğiniz üniversite ve çalışacağınız alan için iyi bir aday olduğunuzu kanıtlayacak nitelikte olmalı. Notunuz ya da eksik bir yanınız varsa bunu da mantıklı bir şekilde açıklamayı unutmayın. Tabi Yıldız Tilbe gibi “şahane kusurlarım var” demeyin de.

Tabi 20 okula başvuruyorsanız 20 si için de sil baştan SoP yazmanız imkansız. Bu nedenle yazı yazarken belirli bir taslak üzerinden gitmenizi tavsiye ederim. Yapı ve giriş, sonuç cümleleri aynı olsa bile o üniversiteye özel detay belirten cümleler mutlaka olsun. Ben bunu yapabilmek adına çalışacağım konuda o üniversitede araştırması olan bir hoca buluyorum, makalelerini okuyorum ve hatta o hocalarla mailleşiyorum. Hatta şu an gideceğim okulda yanında çalışacağım hoca ile Skype üzerinden görüşmüştük. Bu tarz şeyleri yazınızda MUTLAKA belirtin.

Referans Mektubu

Başvurunun en kolay ve en zor kısmı diyebilirim referans mektupları için. En kolay çünkü sizin tek yapmanız gereken bir hocadan ricada bulunmak. En zor, çünkü bazen hocadan referans koparmak için defalarca kendinizi hatırlatmanız gerekiyor. Bazı hocalar siz istedikten tam 3 dk sonra referansını submit ederken (evet şaka değil 3 dk sürdü) bazı durumlarda haftalarca referans peşinde koşturmanız gerekiyor.

Referans isteyeceğiniz hocayı seçerken de sizi iyi tanıyan birini seçmeye çalışın. Derslerine katılım gösterip A aldığınız bir hoca olur, araştırma yaptığınız bir hoca olur. Ama mutlaka sizi yeterince tanıdığından ve sizin için iy şeyler yazacağından emin olun. İnanın bana jenerik bir referans mektubu daha ilk kelimesi okunduğu anda fark edilecek ve kenara atılacaktır.

SONUÇ

Benim başvuru süreci hakkında söyleyebileceğim şimdilik bu kadar. Olayı yeterince özetlemeye çalıştım. Kariyer adına bu yolu tercih edenlere son olarak Allah’tan akıl fikir ve sabır diliyorum. Başvuru süreci kolay olmayacak, çok para ve çok emek harcayacağınız bir sürece gireceksiniz. Bu nedenle kendinize gerçekten sorun. Bunu gerçekten istediğinizden emin olun.

Amerika öğrenci vizesi alımı ve gezi rehberi tadında yazılarım yakında blogda yerini alacak. Ayrıca doktora programıma başladıktan sonraki süreci de sizinle paylaşacağım.

 

2 thoughts on “Amerika’da Doktora: Kariyer Merkezi Broşürü Tadında Bir Yazı

  1. Guzel bir yazi olmus, elinize saglik. Yazilanlari okudum, yani gerisini, uzuldum. Hayat her zaman oyle degil ama, belki bir gun gunes dogar.
    Konuyla alakali bir sorum var, Tr’deki doktora yapmak isteyen ogrencilere nasil ulasabiliriz? nereye is ilani verebiliriz? Ben bulamadim, oyle bir site var mi?

    1. Merhaba, üzülmeyin, şimdi Cape Town’da yüksek lisans yapıyorum zaten 🙂 Sorunuzu tam anlamadım iş ilanını ne için vermek istiyordunuz?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*